10.00-10.15 Prof. Dr. Yusuf KÜÇÜKDAĞí
.

HURUFÂT DEFTERLERİ’NE GÖRE OSMANLI DÖNEMİNDE DEVELİ KAZÂSI’NIN TEKKE VE ZÂVİYELERİ

Türkçe’ye Farsça’dan geçen tekke kelimesi, tasavvuf yapısı olarak, herhangi bir tarikata bağlı dervişlerin, belli günlerde, şeyhleri başkanlığında, toplu olarak zikir ve âyin yaptıkları; aynı zamanda tarikata mensup müritlerin sürekli ikâmet ettikleri yeri ifâde ediyordu. Bir tarikata bağlı şeyhin müritleri ile kaldıkları tekkeler, zâviyelerden farklı olarak daha çok şehir merkezlerinde inşâ edilmiştir.

Kökeni Arapça olan zâviye kelimesi, Osmanlı döneminde, yerleşim birimlerinin çevresindeki küçük tekkelere ve işlek olmayan yollar ile güvenlik yönünden tehlikeli konumdaki derbend ve geçit yerlerinde, yolcuların gecelemeleri için kurulmuş binâ veyâ binâ topluluğuna işâret ediyordu. Burada kalan misâfirlerin yeme ve içme gibi ihtiyaçlarını karşılamak, zâviyede görevlendirilen zâviyedârın görevi idi. Tekkeden farklı olarak burada herhangi bir tarikata bağlı dervişlerin sürekli oturmaları söz konusu değildi.

Anadolu’nun hemen her tarafında sıkça rastlanan zâviyeler, büyük ve işlek yollar üzerindeki han ve kervansaray ağı dışında kalan küçük ve tenha yollar üzerinde kurulmuş; küçük yerleşim birimleri arasında seyahat edenlerin güvenliği ve rahatı bu kurumlarla sağlanmaya çalışılmıştır. Bununla birlikte zâviyede güvenle geceleyenlerin gündüz yolculuğu sırasında, misâfir kalınan yapıdan uzaklaşınca bir takım problemlerle karşılaşmalarının önüne geçilemediği de görülmektedir. Şu halde, yolcuların emniyeti, ancak kaldığı zâviyenin içinde sağlanabiliyordu.

Zâviyede misâfir edilenlerin yedirilip içirilmesi de önemli hizmetlerdendi. Bu nedenle Erken Osmanlı döneminde kurulduğu yerdeki boş arâzi ziraate açılarak, zâviyede kalanların ihtiyaçlarının karşılanması yönüne gidiliyordu. Daha sonra zâviyelerde hizmetlerin daha düzenli yürütülmesi maksadıyla vakıflar kurulmuş; bazı varlıklı kimseler buralara mal ve mülk vakfetmişlerdir.

DEVELİ ve ÇEVRESİNDE TEKKE VE ZÂVİYELERİN DURUMUNA KISA BİR BAKIŞ

1. Anadolu Selçukluları’nda Develi’nin Tekke ve Zâviyeleri

Develi’nin Türk dönemi târihi Anadolu Selçukluları’na kadar inmektedir. O dönemde Develi’deki tekke ve zâviyelerin durumunu ayrıntılarıyla tesbit etmek şimdilik mümkün değildir. Bununla birlikte Bektaşîler’in bu çevrede etkili oldukları anlaşılmaktadır. Nitekim Vilâyet-Nâme’ye göre Hacı Bektaş Velî, Develi çevresinden geçmiş, kendisine kerâmetlerini görerek bâzı kimseler intisap etmişlerdir. Hattâ onun halîfelerinden İbrahim Hacı, Vilâyet-Nâme’de Zülkadirli bir çoban olarak gösterilmekte ise de, Mikâil BAYRAM’ın yazma bir eserin kapağında tesbit ettiği kayda göre Develi ilçesinde medfundur. Hurufât Defterleri’ndeki berat özetlerinde de Develi kazâsına bağlı Erikağacı köyünde İbrahim Hacı Zâviyesi’ne dâir kayıtlar bulunmakta, aşağıda gösterileceği üzere, bu zatın burada medfun olduğu; onun soyundan gelenlerin adı geçen zâviyede mütevelli ve şeyhlik yaptıklarına işâret edilmektedir. Erikağacı köyü dışında da ona âit zâviyeler bulunmaktadır. Öyle ise Vilâyet-Nâme’de Zülkadirli olarak gösterilen İbrahim Hacı, Erikağacı köyünden biridir. Bektâşî Tarikatı’na intisap ettikten sonra bu köy ve çevresinde zâviyeler açmış, bu tarîkatın yayılmasını sağlamıştır. Bu yörede Anadolu Selçukluları döneminde varlığı anlaşılan bir diğer tarîkat, Rifaîlik’tir. Hakkı ÖNKAL, bir kitâbeye dayanarak Yukarı Develi’de türbesi bulunan Seyyid Şerif’in Rifaî şeyhi olduğu kanaatına varmıştır. Ancak şimdilik kaynaklarda bu konu ile ilgili başka bilgiye rastlanmamıştır.

2. Beylikler ve Osmanlı Dönemlerinde Develi’de Tekke ve Zâviyeler

Develi’de şüphesiz Anadolu Selçukluları ve onların devamı durumundaki Beylikler Dönemi’nde başka zâviyeler de mevcut idi.Yukarı Develi’de türbesinin yeri bilinen Şeyh Ümmî, Eratnalılar devrinde, XIV. yüzyılda yaşamış bir mutasavvıftır. Eratnalı Gıyaseddin Mehmed, bu zat adına faaliyette bulunan zâviyeye büyük bir çiftlik vakfetmiştir. Ancak Şeyh Ümmî’nin hangi tarîkata bağlı bulunduğu belirlenememiştir. Aşağıda değinileceği üzere Develi’de XV. yüzyıl ortalarında sâdece İbrahim Hacı Zâviyesi’nin varlığı bilinmektedir. 1500’lerin başında, Develi kasabasının sınırları içinde bir de “Yerer” adını taşıyan zâviye tesbit edilmiştir.

Yukarıdaki kısa açıklamadan sonra Osmanlı döneminde Develi kazasında faal durumda olan tekke ve zâviyeler, XVIII. yüzyıl başlarından îtibâren tutulan Hurufât Defterleri’ndeki berât özetleri çerçevesinde incelenecektir.

DEVELİ KASABASINDAKİ TEKKE VE ZÂVİYELER

1. Seyyid Şerif Tekke ve Türbesi

Develi’deki Seyyid Şerif Tekkesi, belgelerden anlaşıldığına göre, buranın bânisi ve aynı zamanda ilk şeyhi olan Seyyid Şerif’in türbesi ile birlikte idi. Bulunduğu mahalleye de adını veriyordu. Yukarı Develi’de, geniş bir kabristan içinde hâlen ayakta bulunan türbenin kitâbesinde 695 H / 1296 M’de Şeyh Mehmed tarafından Şeyh Seyyid Şerif adına inşâ ettirildiğine işâret edilmesi belgeleri doğrulamaktadır.

Seyyid Şerif Tekkesi’ne dâir ilk belgenin târihi, Şaban 1110/ Şubat 1699 olup, bu tekkenin adını taşıyan mahallede bulunan Kâtip Osman Mescidi’ne müezzin ataması ile ilgilidir. İkinci belgenin târihi ise Recep 1125 / Temmuz - Ağustos 1713 olup, burada “Seyyidî Şerîf Zâviyesi” olarak geçmekte, zâviyedârı Osman’ın vefat ettiğine işâret edilmektedir. Bitişiğinde bir de Seyyid Şerif’e âit türbenin bulunduğunu gösteren beratın tarihi, 1181 H. / 1767 M’dir. Buna göre, Seyyid Şerif Türbesi vakfının mütevellisi ve zâviyedârı iken vefat eden Mehmed’in yerine oğlu Seyyid Mehmed’in ataması yapılmıştır.

Seyyid Şerif’e âit tasavvuf yapısından günümüze türbesi dışındaki bölümleri gelmemiştir. Türbe bakımlı ve sağlamdır.

2. Cemâleddin Zâviyesi

Cemâleddin Zâviyesi de Develi’nin içinde idi. Hurufât Defterleri’nde ayrıntılı bilgiye rastlanmayan bu zâviye ile birlikte Gödene Sarayı vakıflarının mütevellisi Şaban’a Zilhicce 1110 / Haziran 1699’da yeniden berât verilmiştir. Şu halde Şaban, 1699’dan önce de burada mütevelli idi.

3. Şeyh Emir Zâviyesi / Dev Ali Türbesi

Develi’de gösterilen Şeyh Emir Zâviyesi, 1143 H / 1730 M târihli bir berat özetinde, “Şeyh Eymir Zâviyesi” olarak kaydedilmiştir. Develililer, şu anda bu adla anılan bir türbe veya tarîkat yapısını bilmemektedirler. Yukarı Develi’de ismi bilinmeyen ve halk tarafından “Dev Ali Türbesi” adı verilen, XIII. yüzyılda inşâ edildiği tahmin edilen bir yapı bulunmaktadır. ÖNKAL, bu türbenin kapısını çevreleyen ve üçte iki bölümü silinmiş olan kitâbeden geriye kalan kısmını “Bu türbe, Büyük Emir, Seyyid, Said, Merhum...” olarak okumuştur. Buradaki “Büyük Emir” ile belgedeki “Şeyh Emir” örtüşmektedir. Öyle ise günümüzde “Dev Ali”ye âit sanılan yapı, Osmanlı döneminde Şeyh Emir Türbesi olarak biliniyordu.

Günümüzde Şeyh Emir / Dev Ali Türbesi, boş bir alan üzerinde yer almaktadır. Çevresinde zâviye denebilecek herhangi bir yapı bulunmamaktadır. XVIII. yüzyılda faal bir zâviye olup, bir Hurufât kaydına göre, “evlâda meşruta” idi. Evlâttan Emrullah şeyh ve mütevelli iken ferâgat etmesi üzerine yerine torunu Şeyh Mehmed beratla şeyh ve mütevellî olarak atanmıştır.

4. Şeyh Ümmî Zâviyesi

Belgelerde sürekli Develi kazasında gösterilen Şeyh Ümmî Zâviyesi de Develi kasabasının merkezinde bulunuyordu. Develi’nin Büyükyazı mevkiindeki mezarlığın kuzeyinde bulunduğu söylenen türbe bölümünün kalıntıları mevcut olmayıp, ancak halk tarafından yeri bilinmektedir. Develi’deki tekke ve türbeler içinde vakfiyesi bilinen tek tarîkat yapısı olup, Eratnalılar zamanında inşâ edilmiştir.Gıyaseddin Mehmed tarafından zâviyenin ihtiyaçlarının karşılanması için büyük bir çiftlik vakfedilmiştir.

Şeyh Ümmî Zâviyesi ile ilgili ilk belgenin târihi Muharrem 1139 / Eylül 1726 olup, “evlâdiyet ve meşrtiyet üzere” zâviyenin şeyhi ve mütevellîsi olan Şeyh Emrullah, hasta ve çok ihtiyar olduğundan kendi rızâsıyla kızının oğlu Şeyh Mehmed’e bu görevleri devretmiş; bu sebeple Şeyh Mehmed’e berat verilmiştir. 1143 H / 1730 M tarihli ikinci berat da hemen hemen birinci belgenin tekrarı durumundadır. Şeyh Mehmed’in görevi 21 sene devam etmiş; onun ölümü üzerine Şevval 1164 / Ağustos 1751 tarihinde Şeyh Ahmed ve Şeyh Süleyman’a müştereken şeyhlik ve mütevellilik verilmiştir. Ancak, Şeyh Süleyman’ın evlattan olmadığını, “hilâf-ı şart-ı vâkıf zabt eylediğini ve kat’â alâkası olmadığını” cemaatın haber vermesi ile bu zat görevden alınmış; vakfın mütevelîisi Ali Efendi’nin arzıyla C.evvel 1167 / Şubat 1754’te ondan boşalan görevlere “evlâd-ı vâkıfdan” olan Mehmed atanmıştır.

DEVELİ KAZÂSINA BAĞLI KÖYLERDEKİ ZÂVİYELER

1. Havadan’da el-Hâc İbrahim ve Bahadır Bayram Gâzi Zâviyeleri

Havadan köyü, Develi’ye 40 km uzaklıkta, Develi – Şeyhli yolunun sağında bulunmaktadır. Yerleşim biriminin 1 km kuzeybatısında, “Tekke Salanı” olarak adlandırılan yerdeki eski bir mezarlığın içinde, farklı konum ve plânda inşâ edilmiş iki tarikat yapısı yer almaktadır. Bu iki yapıyı, Hamza GÜNDOĞDU, “Havadan Köyü Külliyesi”; Yıldıray ÖZBEK ise, “Şeyh Hacı İbrâhim Tekke veya Manzûmesi” adı altında incelemiş ve yayınlamışlardır. Bu iki bina topluluğuna belgeleri görmedikleri için GÜNDOĞDU yakınında bulunan köyün, ÖZBEK ise Şeyh Hacı İbrahim’in adını vermiştir. Hurufât Defterleri’ndeki berat özetlerine göre, Havadan’da iki zâviye bulunmakta olup bunlardan biri “el-Hac İbrahim” diğeri “Bahadır Bayram Gazi Zâviyesi” idi.

a. el-Hâc İbrâhim Zâviyesi

Havadan’da el-Hâc İbrâhim Zâviyesi, Develi çevresindeki diğer İbrâhim Hacı Zâviyeleri gibi Hacı Bektaş-ı Velî’nin halîfesi İbrahim Hacı adına kurulmuş olmalıdır. GÜNDOĞDU ile ÖZBEK’in tesbit ettikleri güneyde yer alan ve Anadolu Selçuklu döneminde inşâ edildiği sanılan avlu – mescit, mescit – tekke ve türbe bölümleri muhtemelen el-Hâc İbrâhim Zâviyesi’ne ait olan idi. Çünkü İbrâhim Hacı’nın diğer yerlerde bulunan zâviyeleri de belgelere göre oldukça büyük idi.

Havadan’daki el-Hâc İbrâhim Zâviyesi’ne dâir belgenin târihi 10 Zilhicce 1135 / 11 Ekim 1723 olup, burada zâviyedâr ve mütevellî olan Bekir “bî-berât” olduğundan berat verilmiştir.

b. Bahadır Bayram Gâzi Zâviyesi

Havadan köyündeki ikinci tarikat yapısı olan Bahadır Bayram Gâzi Zâviyesi’ne dâir belge, 1223 H / 1808 M’de “evlâdiyet üzere” mutasarrıflar olan İbrâhim, Hasan, Kadri ve Bayram’a “tecdîden” verilen berattır. Tecdîd beratı olduğuna bakılırsa zâviye, 1808’den önce de mevcut ve faal idi.

Belgelerde Havadan Bahadır Bayram Gâzi Zâviyesi olarak geçen manzûme, muhtemelen GÜNDOĞDU ve ÖZBEK’in tespit ettikleri kuzeydeki eyvanlı bir giriş ile bunun karşısında türbe ve mutfaktan meydana gelen daha küçük ölçekteki yapı topluluğu idi. Bu binâ topluluğunun, İbrâhim Hacı Zâviyesi’ne göre daha yakın dönemde inşâ edildiği tahmin edilmektedir.

2. Erikağacı Köyünde İbrâhim Hacı Zâviyesi

Erikağacı köyünde bulunduğu belgelerde çok sık işaret edilen İbrâhim Hacı Zâviyesi’nin bânîsi, Vilâyet- Nâme’de Hacı Bektaş-ı Velî’nin halîfesi olarak gösterilen İbrâhim Hacı olmalıdır. XV. yüzyıl ortalarında zâviye ile ilgili olarak Fâtih döneminde yapılan vakıf tahriri sırasında tutulan defterde “Hacı İbrâhim Zâviyesi Vakfı, Erikağacı köyünde, Develi, meşihat Kabak Şeyh adına pâdişahın hükmü ile mukarrer” ve “Erikağacı köyü tâbi Develi ki dervişleri sipâhiye maktuan 500 akça verirler” kaydı ile XVIII. yüzyıl başlarındaki belgelerde İbrâhim Hacı’nın Erikağacı köyünde medfun olduğu kaydına bakılırsa bu zâviye, Osmanlılar’dan önce mevcut olup türbesi, zâviyenin bitişiğinde yer alıyordu. Öyle ise, İbrâhim Hacı Zâviyesi, büyük bir tasavvuf yapısı, aynı zamanda ziyâretgâh idi. Aşağıdaki açıklamalar da buna işâret etmektedir.

Vakıf kayıtlarına göre, İbrahim Hacı Zâviyesi’nin “tevliyet ve meşîhatı evlâda meşrûta” idi. Bu nedenle tekke ve zâviyeler kapatılıncaya kadar İbrâhim Hacı evlâdından olanlar burada şeyh ve mütevelli olmuşlardır.

İbrâhim Hacı Zâviyesi’nde gelip geçen yolculara yedirip içirmek vâkıfın koyduğu şartlardan bir diğeri idi. Bu nedenle “âyende ve revende it‘âm-ı ta‘âm etmek şartıyla” önemli görevlerden sayılan “tevliyet ve meşîhatı eslâh evlâda” verme kuralına son derece riâyet edilirdi. İbrâhim Hacı evlâdından olup zâviyenin şeyhlik ve mütevellîliğini üzerine alanlar “âyende ve revende it’âm-ı ta’âm etmek şartı”nı yerine getirmezlerse, azledilirler, evlâttan daha ehil olanlar bu görevlere getirilirlerdi. Aşağıda verilecek örnek, bu durumu açık bir şekilde göstermektedir: İbrâhim Hacı evlâdından es-Seyyid Selâm, es-Seyyid Süleyman ve es-Seyyid Ömer’in üzerinde müştereken tevliyet ve meşîhat cihetleri bulunuyordu. Ancak bunlar, zâviyenin vakıflarından elde edilen geliri “ebnâ-yı sebîle it‘âm etmeyüb ve evkafın câmii bi‘l-külliye harâb vâkıfın şurûtına riâyetleri bulunmadığından” azledilmişler; yerlerine zâviyenin bulunduğu köyde sâkin ve vakıf binâlarını tâmire kadir oldukları köy ahâlisi tarafından bildirilen İbrâhim Hacı’nın “eslâh evlâdından” es-Seyyid Abdullah ve es-Seyyid Koca 1135 H / 1723 M’de atanmışlardır.

İbrâhim Hacı Zâviyesi’nin misafirlere yemek çıkarılması, vakfa âit binâların bakım ve onarımı ile zâviyede hizmet edenlerin ücretleri için vakfedilmiş gayrimenkullerinin bulunduğu berat kayıtlarından anlaşılmaktadır. Bunlardan tesbit edilebilenler; Develi kazâsına bağlı Madazı köyünün “nısf mâlikânesi”; yine aynı kazâya bağlı Kovacı köyünün “nısf mâlikânesi”dir.

3. Madazı Köyünde el-Hâc İbrâhim Zâviyesi

el-Hâc İbrîhim Zâviyesi, Develi kazâsına tâbi Madazı köyünde idi. Erikağacı köyündeki İbrâhim Hacı Zâviyesi’nin Madazı köyünde vakıf gayrimenkulleri bulunduğuna bakılırsa, Madazı köyündeki el-Hâc İbrahim Zâviyesi’nin de aynı kiş,i yânî Hacı Bektaş-ı Velî’nin halîfesi İbrâhim Hacı tarafından kurulmuş olduğu söylenebilir. Öyle ise, yukarıda üzerinde durulan Erikağacı’ndaki İbrâhim Hacı Zâviyesi’ne âit vakıfların gelirlerinden bu zâviyeye bir miktar pay ayrılmış olmalıdır. Ramazan 1135 / Nisan 1723 tarihli berat sûretinden zâviyede mütevelli ve zâviyedâr Mustafa berâtsız olduğu için “müceddeden” berat verilmiştir. Birbirine yakın iki köyde aynı şahsa âit zâviyenin bulunması, İbrâhim Hacı’nın Develi çevresinde sevildiğine işâret etmektedir.

4. Sindelhöyük Köyünde Nebi Dede Zâviyesi

Nebi Dede Zâviyesi, türbe ile birlikte Develi kazâsına bağlı Sindelhöyük köyünde idi. Ramazan 1125 / Eylül 1713 târihli bir belgeye bakılırsa, Nebi Dede bu köyde medfûn idi. Hacı Bektâş-ı Velî’nin Kayseri’den Ürgüp’e giderken Sineson adlı bir köye uğradığı, burada oturan Hıristiyan halka kerâmet gösterdiği Vilâyet-Nâme’de anlatılmaktadır. Menâkıbnâme’de anlatılan köy, Develi’den uzakta bir yerde gösterilmekle birlikte, Osmanlı döneminde Develi’ye tâbi Sindelhöyük olmalıdır. Öyle ise, Nebi Dede Zâviyesi de Anadolu Selçukluları zamanında inşâ edilmiş bir Bektaşî zâviyesidir.

Nebi Dede Zâviyesi, belgelerde bazen “Şeyh Nebi” bâzen de “Abdü’n-Nebi Dede Zâviyesi” olarak geçmektedir. Bunların, Nebi Dede Zâviyesi’nin belgelere yansıyan farklı ifâde şekilleri olmalıdır.

Nebi Dede Zâviyesi’nin tevliyet ve meşîhatı, Nebi Dede’nin evlâdına meşrûta idi. Osmanlı’nın sonlarına kadar evlâttan olanların buraya mütevelli, zâviyedâr ve nâzır olarak atandığına dâir birçok kayıt bulunmaktadır.

4. Sindelhöyük Köyünde Şeyh Ümmî Zâviyesi

Develi kazâsında bulunduğuna belgelerde işâret edilen ve bu sebeple Develi kasabasındaki tekke ve zâviyeler arasında incelenen Şeyh Ümmî Zâviyesi’nden başka Sindelhöyük köyünde de aynı adı taşıyan bir zâviye vardı. Muhtemelen bu zâviyenin bânisi de Develi’deki ile aynı şahıstı.

Sindelhöyük’teki Şeyh Ümmî Zâviyesi’nin vakıf ârazilerinden Öyük köyünden 7.600; Vukiyeağaç, Balıkağaç, Gümrü ve Kızılviran köylerinden ise 1.000 akçe “hâsıl kayd olunub”, bu gelirden gelip geçenlere yedirip içirmesi şartıyla, vâkıfın evlâdından zâviyedâr ve mütevelli tâyin edilirdi. Yukarıdaki şartlara uygun hareket etmek şartıyla Safer 1188 / Nisan 1774’te Şeyh Yusuf’a “tecdîd” bâratı verilmiştir. Şu halde Şeyh Yusuf, Şeyh Ümmî Zâviyesi’nde bu tarihten önce de zâviyedâr ve mütevelli olarak görev yapıyordu.

5. Kulpak Köyünde Pehlivan Gâzi Zâviyesi

Pehlivan Gâzi Zâviyesi, Develi’nin Kulpak köyünde bulunuyordu. Vâkıfın şartlarına göre, zâviyede şeyh ve zâviyedâr olanlar, gelip geçen yolculara yemek yedirmek zorunda idi. Bu görevlere atananların vakfın evlâdından olması gerekirdi. Şevval 1138 / Haziran 1726 tarihli bir berât sûretinde bu konu açık bir biçimde ortaya konmaktadır: Pehlivan Gâzi Zâviyesi’nin müştereken şeyh ve zâviyedârları olan Şeyh Yakup ve Haydar, bu görevleri yürütmekte iken, Şeyh Yakup vefat etmiş, yerine “ecânibden” Şeyh Osman berâtla zâviyedâr olmuş; bir süre bu görevde kaldıktan sonra Şeyh Yakub’un oğlu Abdülvâhib’e kendi isteğiyle devretmiş; bunun üzerine Abdülvâhib, berâtla şeyhlik ve zâviyedârlığı Haydar’la birlikte üzerine almıştır. Abdülvâhib, “âyende ve revendeye it‘âm-ı ta‘âm idüp kusûru yok iken” Haydar bir yolunu bulup zâviyedârlığın “nısfın mücerrred ekl ve bel’ itmek içün” üzerine tekrar berât ettirmiş; Abdülvâhib’e “külli gadr itdüğünden mâ‘dâ âyende ve revendeye it‘âm-ı ta‘âm etmeyüp” zâviyedeki düzeni bozmuş; bunun üzerine Develi nâibi Hacı Mehmed, Abdülvâhib’in eskiden olduğu gibi zâviyedâr olmasını İstanbul’a arz etmiş; Abdülvâhib’e Şevval 1138 / Haziran 1726’da yeniden berât verilmiştir. Abdülvâhib’in zâviyedârlığı 1154 H / 1741 M’ye kadar sürmüş; onun, zâviyedârlığı tamâmen terk etmesi üzerine görevden alınarak yerine R.âhir 1154 / Haziran 1741 târihinde Mehmed atanmıştır.

6. Ebce Köyünde Hoca Vatan Zâviyesi

Hoca Vatan Zâviyesi, Develi kazâsı köylerinden Fenese’de bulunuyordu. Hoca Vatan’ın aynı köyde medfûn olduğuna işâret eden Ramazan 1203 / Haziran 1789 târihli belgeye bakılırsa, zâviyenin bitişiğinde, buranın bânisi ve dolayısıyla ilk şeyhinin türbesi de yer alıyordu.

Zâviyeye âit vakıfların çoğu Kayseri’de idi. Develi’ye tâbi Ebce köyünde de bir vakıf çiftlik yeri vardı. Vakıflarının Kayseri’de olması nedeniyle Hoca Vatan Zâviyesi’nde şeyh olanlar ders de veriyorlardı. Nitekim Kayseri sakinlerinden Seyyid Mehmed’e Hoca Vatan Zâviyesi “tedrîs şartıyla” tevcih edilmiş, ancak bu zât “diyâr-ı âharda sâkin” olduğu için azledilmiş, yerine 1134 H / 1722 M’de Ali adlı birisi “tedrîs şartıyla” atanmıştır. Bu şahsın görevi, 1203 H / 1789 M’ye kadar sürmüş, Ramazan 1203 / Haziran 1789’da oğlu Ali onun yerine atanmıştır. Ancak berât özetinde “tedrîs şartı” kaydı bulunmamaktadır. Bu durum, zamanla “tedrîs şartı”nın terk edildiğine işâret kabul edilebilir.

7. Ebce Köyünde Ebce Sultan Zâviyesi

Ebce Sultan Zâviyesi, Develi’nin 15 km. güneydoğusunda Ebce köyünde 600-700 m uzaklıktaki köy mezarlığının ortasındadır. Bâzı belgelerde “Ebce Sultan Tekkesi” de dendiğine bakılırsa, büyük bir tarikat yapısı idi. Ahmet Gürlek, şu anda sâdece türbe ve mescit bölümü mevcut olan türbe ve dolayısıyla zâviyenin Anadolu Selçuklu yapısı olduğu kanaatindedir. 1317 / 1900 yılında onarılmıştır.

Ebce Sultan Zâviyesi’ne “evlâdiyet ve meşrûtiyet üzere” özellikle “eslâh evlâddan” olanların zâviyedâr olması gerekirdi. Zâviyedâr iken vefat eden Şeyh Mehdi’nin oğlu “eslâh evlâddan” Ali, “ilim talebinde diyâr-ı âharda bulunmağla” Beşir ve İbrâhim adlı iki kişi onun hakkı olan görevi üzerlerine almışlar; durum bir arzla Develi nâibi Seyyid Mehmed tarafından merkeze bildirilince, Beşir ve İbrâhim’in atamaları iptâl edilerek 1130 H / 1718 M’de zâviyedârlık Ali’ye verilmiştir. Belgelerden Ali’nin zâviyedârlığının 1166 H / 1753 M yılına kadar sürdüğü anlaşılmaktadır. Onun vefatı üzerine oğlu Seyyid Mustafa zâviyedâr olmuştur.

Zâviyenin vakıflarına dâir fazla bilgi bulunmamaktadır. Sâdece 1177 H / 1763 M târihli bir belgede Şeyh Ebce Zâviyesi’nin Sindelhöyük köyünde vakıf yerlerinin bulunduğuna işâret edilmekte, mütevellisine berâtsız olduğundan müdâhale edildiği için berat verildiği kaydedilmektedir.

8. İlipınar Köyünde Şeyh Muzaffer Zâviyesi

Şeyh Muzaffer Zâviyesi, Develi kazâsına tâbi İlipınar köyünde idi. Şeyh Muzaffer adlı birisi tarafından inşa ettirildiği belgelerden anlaşılmaktadır. Şevval 1136 / Haziran 1724 târihli bir berat özetine göre, İlipınar’da Şeyh Muzaffer evlâdı oturmakta, zâviyenin işlerini yürütmekte idi. Bunun dışında Hurufât Defterleri’nde Şeyh Muzaffer Zâviyesi ile ilgili herhangi bir kayda rastlanmamıştır.

9. İlipınar Köyünde Şeyh Demür ve Şeyh Hamza Zâviyesi

Şeyh Demür ve Şeyh Hamza Zâviyesi de Şeyh Muzaffer Zâviyesi gibi Develi kazâsına bağlı İlipınar köyünde bulunuyordu. Recep 1164 / Haziran 1751 tarihli berât özetinden, bânisinin Şeyh Demür ve Şeyh Hamza adında iki kişi olduğu anlaşılmaktadır. Evlâda meşrûta olan zâviyenin hissedârlarından Şeyh Mutahhar çocuksuz olarak vefât edince, Haziran 1751’de Osman adlı kimseye berâtla bu görev verilmiştir.

10. Kişnik Köyünde Yalıncak Sultan Zâviyesi

Develi kazası köylerinden Kişnik’te bulunan Yalıncak Sultan Zâviyesi, evlâda meşrûta idi. C.âhir 1151 / Eylül 1738 târihli berat sûretine göre, tevliyet cihetine mutasarrıf olan Abdülkadir ölünce oğulları Mehmed ve Mahmud’a bu cihet verilmiştir.

11. Bumalu Köyünde Hoca Bayram Zâviyesi

“Bayram Hoca” olarak da belgelerde yer alan Hoca Bayram Zâviyesi, Develi kazâsına tâbi Bumalu köyünde idi. Zilkade 1139 / Haziran 1727 târihli berat özetindeki “Kovacık Vakıf Zâviye Hâce Bayram Zâviyesi” kaydı, aynı köyde bir de Kovacık Zâviyesi’nin bulunduğuna işâret etmektedir. Ancak bununla ilgili başka belgeye şimdilik rastlanmadığı için ayrı başlık altında incelenmemiştir.

SONUÇ

Bu tebliğde, Develi kazâsına ait 27 adet Hurufât Defteri taranarak dördü Develi’nin merkezinde, on dördü köylerinde olmak üzere toplam 18 tekke ve zâviyeye ait belge tesbit edilmiş ve bunlar değerlendirilmiştir. Mevcut bilgiler, Develi kazâsında tekke ve zâviyelerin geçmişinin Anadolu Selçukluları’na kadar indiğini göstermektedir. Birkaçı dışında bunların hangi tarikata bağlı olarak işlevini sürdürdükleri bilinmemektedir. Osmanlılar’da daha önceki dönemlerde inşâ edilenlere yenileri ilâve edilmiş; bunlar, dönemin şartlarına uygun olarak küçük yerleşim birimleri arasındaki yollarda seyahat eden yolcuların sığındığı sıcak mekânlar olmuştur. Belgeler, bu yapıların varlıklarını XX. yüzyıl başlarına kadar muhafaza ettiklerini göstermektedir. Birkaçı dışında, köylerdeki zâviyelerin binâları ayakta değildir. Develi’nin içindeki tekkelere âit türbe bölümlerinin çoğunluğu varlığını koruyarak günümüze kadar gelmiştir.

                                ANASAYFA
.