11.45-12.00 Dr.Mustafa FİDAN*
.

DEVELİ’Lİ ÂŞIK SEYRÂNΒNİN ŞİİRLERİNDE

DİNÎ MOTİFLER

GİRİŞ

A.Hayatı ve Seyrânî’yi Etkileyen Olaylar

Âşık Seyrânî’nin şiirinde dinî motiflere geçmeden önce hayatından kısaca bahsetmek yerinde olur. Kayseri’nin eski ismiyle Everek yeni ismiyle Develi ilçesinde 1800 yılında doğmuş olan Âşık Seyrânî’nin babası Oruza cami imamı Cafer Efendi, annesi Emine Hanım’dır. Dört kardeş olan Seyrânî, ailenin en büyük çocuğudur.

İlk eğitimini babasının yanında tamamlayan Seyrânî, daha sonra Halâsiye Medresesi’ne devam etmiş, ancak tahsilini tamamlamadan medreseden ayrılmıştır. Medreseden hangi sebeple ayrıldığını bilemiyoruz, ancak onun dinî bilgilerinin kaynağını teşkil eden ve şiirlerinde tesiri açıkça görülen bu öğretimin yeri önemlidir.

Buradaki “tahsilini tamamlamadan medreseden ayrılmıştır” sözü eski medrese öğrencilerine verilen “İcazetnâme” yani “fakülte diploması yerine geçen belgeyi almadan medreseden ayrılmıştır”. Yoksa medreseyi başaramamış anlamında değildir. Çünkü şâirle ilgili anlatılan iki haber şâirin dinî konulardaki bilgisi hakkında yeterince bizi bilgilendirmektedir.

Sânihât-ı Seyrânî’nin yazarı Hazım Ulusoy eserinde şöyle anlatıyor: “Bir yaz mevsiminin mehtaplı gecesinde mahalle mescidinin imamı bulunan pederinin kapısı vurulur. “Cemaat dışarıda kaldı, sabah namazının vakti geçiyor” gibi sesler yükselir. Babası yatağından telaşla fırlar. O zaman on beş yaşında bulunan oğlu Mehmet’i mescidi açmaya ve kandilleri yakmaya gönderir. Mehmet kapıyı açtığında kandillerin yandığını görür. Donuk ve ölgün ışıklar saçan kandillerin altında muntazaman saflar bağlayan yeşil kavuklu, ak sakallı, iri gövdeli, kıyâfetleri azametli, nur yüzlü bir cemaat görür. Titrer, korkar, düşer bayılır ve günlerce ortadan kaybolur.

Yavrusunun böyle esrarengiz bir şekilde ortadan kaybolmasından dolayı annesi ağlar, çırpınır. Nihayet bir hafta sonra Mehmetlikten, Seyrânî mahlası şâirliğe geçen oğlunu baygın bir halde aralarında bulur.”

Hazım Ulusoy’un derlediği bu olayı biraz değiştirilmiş şekliyle şu şekilde anlatmaktadır: “Oruza Camii imamı olan Cafer Efendi hastalandığı bir gün oğlu Mehmet’e “bugün camiye git ve namazı kıldır” der. Mehmet sabah oldu sanarak gece yarısı camiye gider. Fakat câmi açıktır ve içeride ışıklat yanmaktadır. Câmide tanımadığı nur yüzlü insanlar vardır. Namaz kılınıp dışarı çıkılınca içeridekiler “gezelim” diyerek onu alıp Elbiz bağlarına götürürler. Orada üzüm yerler. Halbuki mevsim kıştır ve ortalık karla kaplıdır. Oradan Bağdat’a giderek İmâm-ı A’zam’ı ziyâret ederler. Sonra tekrar Elbiz Bağlarına gelip üzüm yiyerek dağılırlar. Mehmet evine döndüğünde gördüklerinin tesiriyle şiirler söylemeye başlar.

Buradaki anlatılan her iki olaydan da Seyrânî’nin erenlere imamlık yapacak kadar bilgiye sahip olduğu ve aşk bâdesini erenlerin elinden içerek, hem Hak ve hem de halk âşığı olduğu sonucuna varabiliriz.

Seyrânî'nin şiirlerinde ailesinden almış olduğu dinî kültür ve görmüş olduğu medrese eğitimi ve öğretimi nedeniyle dinî motiflerin yeri büyüktür .Şiirlerindeki dinî motifler onun her türlü riyadan uzak, bilgili ve samimi bir Müslüman olduğunu göstermektedir. Dinin istismarcılar elinde kötüye kullanılmasından acı duymaktadır .Bu konuda şöyle der:

Ormanda büyüyen adam azgını.

Çarşıda bazarda seyrân beğenmez

Medrese kaçkını softa bozgunu

Selam vermek içün insan beğenmez

Alemi ta 'neder yanına varsan

Seni de yanıltır mese/e sorsan

Bir cim bile çıkmaz karnını yarsan

Meclise gelir de erkan beğenmez

Her çeşit insandan birkaç eşi var

Mektepden kovulmuş günah işi var

Rabbiyesir 'de dört yanlışı var

Tahsil etmek içün irfan beğenmez

Ellerin evinde çul firâş olur

Burnu sümüklüdür gözü yaş olur

Bayramdan bayrama bir tıraş olur

Gider berbere de dükkan beğenmez

Dağlarda taşlarda dolaşan yörük

İnsanlar içine çıkmayan hödük

Bir elife dili dönmeyen sürtük

Şehirde tevcitle kur’an beğenmez

(Hasan Avni Yüksel.130)

B.Seyrânî'nin Şiirlerinde Dini Motif1er:

Seyrânî'nin şiirlerindeki dini motifleri şu şekilde sıralayabiliriz:“Allah, peygamber, kitap, kutsal yerler, kutsal kişiler, helâl-haram, içki içmek, ölüm vb.

1. Allah adı ile ilgili motifler:

a. Allah

Âşık Seyrânî şiirlerinde Allah'ın isim ve sıfatlarından bahseder. Bu isim ve sıfatlar şunlardır: Allah, Hüda, Tanrı, Sübhan, Hak, Rahman, Rab, Kerim, Rahim, Gaffuru'-r rahim, Mevla, Settar, Settar’l-Uyub vb. ifadeler içinde ele alır.

Seyrânî Allah’ı islâmi görüşe uygun şekilde düşünür. O, her şeyi yoktan var etmiştir. Dünyada onun yaratığı olmayan bir şey yoktur. Onun her şeye gücü yeter. Bütün inananların velisi. Gönül hastalıklarının tabibi. Bu dünyada bütün insanlara acıyan Ahirette ise müminlere merhamet eden, kıyamet gününde bütün günahları bağışlamaya tek yetkili olan, her nefeste söyleneni bilen, doğrulara daima yardım eden ve insanlara verdiği nimetleri başlarına kakmayan tek yaratıcıdır .

Seyrânî kuluna rahmeyle rahim

Binbir ismin dilde hatmoldu rahim

Çağırınca seni yâ gafur u rahim

Kerem eyle medet yâremiz anda

(Hasan Avni Yüksel 31/4)

Rabbim sana hâcet değil arzuhâl

Her nefeste sen âlimsin sözüme

Tenimde canımda kalmadı mecâl

Medet senden yokuş ile düzüme

(H.A. Y.51/1)

Dinim din-i İslâm temiz imânım

İkrârı dilimde sözümde buldum

Allah bir resûl hak yokdur gümânım

imânın nûrunu özümde buldum

(H.A. Y.26/1

b. Allah aşkı:

Seyrânî fani ve bâki aşkı yaşamış bir şairdir. Bâki aşkın kendisine ruhlar yaratılırken bütün kainatı yaratan Allah tarafından verildiğini ve kendisine ''âşık ol'' dediğini Mevla 'nın dergahının misafiri olduğunu, İlahi kadehten içmiş olduğu aşk şarabının sarhoşu olduğunu, gönül sahipleri ile beraber olduklarım bu hallerin kendilerine gurur vermediğini aslının toprak olduğunu insan en kötü, en iyi ve en bilgilisi de olsa yine dünya misafirhanesinde geçici olarak kalacağım ebedi olanın ise Allah aşkı olduğunu aşağıdaki dizelerde ne güzel açıklar .

Seyrânî seyrimden geri durmadım

İnişe yokuşa atım yormadım

Güzelin çirkinin telin kırmadım

İsm-i Hak dilinde doludur diye

(H.A. Y.57/3)

Ervâhda her kısmet verilir iken

Aşk nasîb eyledi Sübhân bizlere

Ruhlar bir araya derilir iken

Aşık olun dedi cânan bizlere

 

 

Dergâh-ı Mevlânın mihmânesiyiz

Cam-ı ilâhinin mestânesiyiz

Mahbub-ı Hudd 'nın divânesiyiz

Ehl-i diller olur hayrân bizlere

Seyrânî ednâyız türâb aslımız

Seyrânî yektâyız türâb aslımız

Seyrânî dânâyız türâb aslımız

Yine yerimizdir mihmân bizlere

(H.A.Y. 55/1-2-3)

Doğması farz amma ölmesi sünnet

Seyrânî ecele eyleme minnet

Kimi huri ister kimisi cennet

Ben Hakk 'ın rızasın gözler ağlarım

(H.A.Y.88/4)

2. Peygamberler ile ilgili motifler:

a. Hazreti Muhammet:

Seyrânî, Hz. Muhammet'in Allah'ın elçisi olduğuna inandığını ve Ahiret gününde inananlara Allah'ın izni ile yardım edeceğini söyleyerek kendisinden yardım dilemektedir. Çünkü Seyrânî Hz. Muhammet'in ''Benim yardımım ümmetimden büyük günah işleyenleredir'' sözünü iyi bilmektedir .Bunu şu şekilde belirtir:

Okumayan bilmez her dem usulü

Çoktur âdem oğlunun kusuru

Hazreti Mustafa Hakk 'ın resulü

Bilmez misin oldu şefdat-kânı.

(H.A.Y.66/3)

Esmeyince emr-i Hakk 'ın yelinden

Koku gelmez şefâatin gülünden

İdris 'in cennette gelse elinden

Hulle biçer yeşil bana al bana

(H.A. Y.35/3)

b. Hz. Muhammet'e İtaat:

Seyrânî ''kim ki Allah'ın resulüne itaat ederse Allah'a itaat etmiş olur.'' ''O kendinden bir şey söylemez; ancak o vahiyle konuşur.''Allah'ın resulünde sizin için güzel bir örnek vardır ayetlerinden telmihle peygambere itaati istemektedir .

Allah 'ın emrine muti'im dersen

Resulün emrine itaat eyle

Haram helal bulduğun yersen

Mü'minlik da 'vâsm feragat eyle

(H.A.Y.48/I)

3. Diğer Peygamberler ile ilgili motifler:

a. Davut:

Davut Peygamber, İsrailoğulları'nın bir peygamberi ve hükümdarıdır. (Kur'an-ı Kerim'in on dört yerinde ismi geçmektedir.) Güzel ve gür bir sesi vardır. Sesinin güzelliği ile meşhurdur. O, Zebur'u okurken herkes susup onu dinlermiş hatta o derecelerde etkili olurmuş ki dinleyenlerden kendinden geçip ruhunu teslim edenler bile varmış. Gür ve kalın sese Davudi ses denilmesinin nedeni budur .Kendisinin şair ve mt1sikişinas olduğu hakkında haberler vardır. Mizmar adlı çalgıyı çok güzel çaldığı söylenir. Davut peygamber, aynı zamanda demiri yumuşatma mucizesine sahipmiş. Eliyle demir plakalardan zırh yaparak geçinirmiş. Seyrânî elinde çaldığı sazın tellerini Davut Nebinin haddesinden çekildiğini, saz çalmayanın tel kadrini bilemeyeceğini belirtir ve şöyle der:

Seyrânî der ki belim büküldü

Ağzımın içine düşler döküldü

Davut Nebi haddesinden çekildi

Saz çalmayan tel kadrini bilir mi

(H.A. Y. 70/4)

b. İdris:

İlk defa rakam ve yazı yazıp, elbise diken bir peygamberdir .Bu nedenle katip ve terzilerin piri sayılır. Ondan önce insanlar hayvan derisi giyerlermiş. Diri iken Allah tarafından göklere çekilmiş ve meleklere öğretmen olmuştur. (Kur'an-ı Kerim'de iki yerde adından bahsedilir.) (Meryem 56-57; Enbiya 56-86) Seyrânî, Allah izin verirse cennette İdris peygamberin kendisine yeşil ve al renkli elbise dikeceğini ümitle bahseder ve şöyle der .

Esmeyince emr-i Hakk 'ın yelinden

Koku gelmez şefâatin gülünden

İdris 'in cennette gelse elinden

Hulle biçer yeşil bana al bana

(H.A. Y.35/3)

c. Yakub ve Yusuf Peygamber:

İbrahim Peygamberin torunu ve İshak Peygamberin oğludur.(Kur'an'da on beş yerde kendisinden bahsedilir.örneğin:Bakara 132-136, Al-i İmran 84-93 Nisa 163) On iki oğlu dünyaya gelmiştir. Oğullarından Yusuf’u kardeşlerinin kuyuya atmalarından sonra onun hasretiyle yıllarca ağlamış ve ağlamaktan gözleri kör olmuştur. Ömrünün sonunda Yusuf’un yanında rahat bir hayat sürmüştür.Âşık Seyrânî'de Yakub Peygamber gibi çevresinden şikayetçi olduğunu kendisini rahat ettirecek bir Yusuf gözlediğini belirtir ve şöyle der:

Âşık Seyrânî’yim dinle sözlerim

Yakub 'um elbette Yusuf özlerim

Servetperestlerden korkdu gözlerim

Anadan uryânım malın kalmadı

(H.A.Y.60/4)

d. İbrahim Peygamber:

İbrahim Peygamberin hayatı ve kıssaları hakkında Kur'an'da birçok ayet vardır. (Bakara127, Enam74-79, Enbiya58-70, İbrahim37, Nahl -123) Konumuzu ilgilendiren kısım Babil ülkesinin kurucusu sayılan Nemrut tarafından ateşe attırmasıdır. Nemrut İbrahim Peygamber'i mancınığa bağlayarak ateşe attırmıştır. Bu olayda mancınığı kullananın çingene olduğu Seyrânî tarafından söylenmektedir. Seyrânî, peygamberimizin ''ölüm gelmeden önce ölünüz'' sözünden telmihle insanın doğru yolu bulabileceğini her türlü günahı Allah’ın affedeceğini açık1ar ve şöyle der:

İbrahim 'i nara attı mancınık

Sebebi çingâne yok yalancılık

Südünde bulunan yâd yabancılık

Islah olur mevtle dermân olursa

(H.A.Y.39/3)

3. Kutsal Kitaplar ile ilgili motifler:

a. Kur'an-ı Kerim:

Tanrının insan1ığa göndermiş olduğu bildirileri okumak her inanan insan üzerine gereklidir. İnsan genellikle kötülüklere heveslidir. Bunu bilen Seyrânî toplumdaki dostlukların Kur'an'ı gece gündüz okumakla, öğrendiklerini uygulamakla kişisel ve toplumsal huzurun sağlanacağını şöyle açıklar:

Fena şöhretine olursun mâil

Semadan indirdi bize Cebrâil

Hudâ ihsânına olursun nâil

Gece gündüz durma oku Kur'an'ı

Defter-i uşşâka biz böyle yazdık

Nice civanların sînini kazdık

Şu doğru yoldan cümlemiz azdık

Hak emrine uzatmadık gerdânı

Nehy işleri işlemesek biz nolur

Akıl olan bu esrarı heb bilür

Dediler azan da belâsın bulur

Oku da amel et sen bu fermânı

Seyrânî'nin hali nasıl olacak

Arayan derdine deva bulacak

Ednâ kulun yardımından nolacak

Kerimden isteriz biz de dermanı

(H.A. Y.67/1-2-3-4)

4. Kutsal Yerler ile ilgili motifler:

a. Beytullah (Allah'ın evi):

İslam inancında gücü yetenlerin Beytullah'ı ziyaret etmeleri farzdır. Seyrânî, ise esas Beytullahın İnsanın gönlü olduğunu, gönül yıkanların Allah'ı darıltacağım bu nedenle gönül evinin Allah'ın evi olduğunu şöyle belirtir:

Tabib ister bu yâreyi yarmaya

Zahm-i aşkın merhemini sarmaya

Kudretin yok ise Beyt 'e varmaya

Gönü/ Beytullahdır ziyâret eyle

Daralub kendini sıkma Seyrânî

Rız⒠yı Bariden çıkma Seyrânî

Gönül beytullahdır yıkma Seyrânî

Elden gelirse imaret eyle

(H.A.Y.48/2-4)

b. Kırklar Meclisi:

Kırklar, kırk sayısının Türk kültürüne önemli bir yeri vardır. Özellikle kırklar diye bilinen Hak erenleri tasavvufta sıkça geçer. Dünyayı idâre eden bu kırk erenin başında Kutb yahud Kutbu’l-aktâb bunların “yediler” ve “üçler” gibi üst makamları vardır. Alevi-Bektaşi inanışında ise kırk erenlerinin başından Hz.Ali bulunuyormuş. Bu bağlamda Seyrânî kırklar meclisinde aşk şarâbı içtiğini, bir pirden nefes aldığını ve bunu gerçekten gördüğünü hiçbir yanlış sözünün olmadığını söyler ve şöyle der:

Kırklar kâsesinden bade nûş etti

Gönül mekân tuttu meyhânelerde

Cihanın malını ferâmuş etti

Sureta gezeriz gamhânelerde

Erenler râhına can eder heves

Bir pîr-i azizden alındı nefes

Can bülbülü kaçar kalır bir kafes

Dürr-i yektâ vardır irfanelerde

Seyrânî âdemlik hâlini takın

Âdem ilm-el-yâkin hem ayn-el-yâkin

Ehl-i harabata hor bakma sakın

Define bulunur virane/erde

(H.A. Y.43/1-2-3)

 

 

 

c. Cennet -Cehennem:

ca. Cehennem :

Tanrının isteklerini yerine getirmeyenlerin gideceği bir yer olup orada yakılan ateşin yakıtı taş ve insanların olduğu belirtilen bir yerdir. Seyrânî, bu cehennemden kurtulmanın yolunu A1lah'ın isteklerini gözetmek ve beş vakit namaz kılmakla mümkün olabileceğini şöyle belirtmektedir:

Beş vaktini kıl da gözet Sübhânı

Cehennem nârından kurtar bu cânı

Yanaşma şeytâna aldatır seni

Şeytânın konduğu daldan ırak ol

(H.A.Y.80/1)

cb-Cennet:

İnananların ve güzel ahlaklıların gireceği her türlü rahatlığın olduğu bir yerdir. Seyrânî buraya ancak Hak için gönlü çarpanların girebileceğini belirterek şöyle der:

Mağrib dediğimiz şark olur bir gün

Mü'min münâftk fark olur bir gün

Cennet Iibâsına gark olur bir gün

Hak içün sineyi üryân olanlar .

(H.A.Y.110/2)

cc. Mahşer Yeri -Sırat Köprüsü:

Mahşer Yeri, inananların öldükten sonra tekrar dirilip toplanacakları bu dünyada yaptığı işlerin hesaplarının görüleceği bir yerdir. Sırat köprüsü ise kıldan ince kılıçtan keskin olduğu hikaye edilen bir yerdir . Seyrânî, hesaplaşmaların mahşerde görüleceğini, sırat köprüsünden geçmek için iyi bir insan olmak gerektiğini belirtir ve şöyle der:

Yedi yıldız doğdu üçü terazi

Kavuştu ülkere gitti terazi

Yarın mahşer günü ararlar bizi

Mizan terazisi kurulur bir gün

Biçâresin deli gönül nâçarsın

Amel defteri bir gün açarsın

Sırat köprüsünden nasıl geçersin

Günahın sırtına sarılır bir gün

(H.A.Y.I08/1-2)

5. Kutsal Kişiler ile ilgili motifler:

a. Mehdi:

Çeşitli dinlerde de mevcut olan görüşe göre kıyamet kopmasına yakın ilahî kanunları uygulayacak, insanlara doğruluğu öğretecek ve bir müddet saltanat sürecek kişidir .En kuvvetli inanışa göre Mehdi henüz dördüncü kat gökte bulunan Hz. İsa'dır. Şii'lere göre Mehdi on birinci imam Hasan-ı Askeri'nin oğludur. Babasının ölümünde pek küçük iken 940 yılında ölmüş gibi gizlenmiştir. Kıyamete yakın tekrar hayata dönecektir. Seyrânî, bu zamanında Mehdi'nin geleceği zaman olduğunu belirtir. Bu zamanda inancının tam olmasını ister ve şöyle der;

Rabbim seninle ettiğim ahdi

Saklasun kal 'a-yi imân içinde

Eğer vaktimizde gelürse Mehdi

Bulmasun imânım gümân içinde

(H.A.Y.46/1)

b. Müftü -Müderris:

Müftü, Müslümanların dini konularında fetva veren müderris ise bu günkü profesör derecesinde ilime sahip olan insandır .Seyrânî, toplumun bozulduğunu müftü ve müderrislerin bile doğru söylemediklerinden şikayetçidir .

Sanma zengin bir gün olur kudurur

Malı ile günah kiri yudurur

Müftü müderrise ''belî” dedirir

ğütde kavakda biter nar dese

(H.A. Y.56/2)

c. İmam:

İmam camide namaz kıldıran kimsedir. Seyrânî, ezanların okunduğunu fakat camilerin boş olduğundan şikayetle dünyanın sonuna kaldığından şikayetle şöyle der:

Sene bin iki yüz altmış beş tamam

Okunur ezanlar boş bekler imam

Seyrânî bu nutkun sonu vesselâm

İnanın dünyanın ucuna kaldık

(H.A. Y. 79/6)

ç. Anne-Baba:

Seyrânî, Kur'an-ı Kerimdeki ''ey inananlar anne ve babalarınıza öf demeyiniz.'' ayetinden cennet ''annelerin ayağı altındadır.'' ''Allah'ın rızası babanın rızasıyla beraberdir.'' hadislerinden telmihle şöyle der:

Anandan babandan beddua alma

Anlar rızasından sen geri kalma

(H.A. Y.126/5)

6. Helal-Haram ile ilgili motif:

Allah'ın yapın dedikleri helal, yapmayın dedikleri ise haramdır. Seyrânî, bu kavramı sosyal konular üzerinde yoğunlaştırarak insanların birbirlerinin malına, canına, namusuna saygı göstermesini konu edinir ve şöyle der:

Allah 'ın emrine muti 'im dersen

Resûlün emrine itâat eyle

Haram helâl bulduğun yersen

Mü 'minlik da 'vâsın ferâgat eyle

(H.A.Y.48/1)

7 .İçki İçmek ile ilgili motif:

Seyrânî’de ''içki içmek'' deyimi iki anlamda kullanılır: Birincisi: İlahi aşkın şarabı, İkincisi ise üzüm, hurma, arpa gibi maddelerden yapılan şarabın içilmesidir ki birincisi soyut ikinci somut şaraptır .Somut şarabın içilmesinin yasak olduğunu Seyrânî içki içenlerin cennete giremeyeceğini ve bir damlasının bile haram olduğunu belirterek şöyle der:

Bir cevâb var zebânımda yârenler

Söyleyim sühânı gûş idenlere

Cennet görmez meyhâneye varanlar

İçüb kendini sarhoş idenlere

Zevk ü safâ itmek bununla merâm

Gazâb ider yârın ol Kân-ı kerem

Kitablarda yazar katresi haram

Azâb ikâb vâfir nûş idenlere

Seyrânî nush itdi dinlersen hakkı

Bir gün avlar seni feleğin fakı

İslâma yakışmaz şarap hem rakı

İstiğfâr bununla hûş idenlere

(H.A. Y.54/1-2-5)

8. Ölüm ile ilgili motif:

Seyrani, ''her nefis ölümü tadıcıdır'' ayetinden telmihle ölüm olayının korkulacak bir şey olmadığım zerre kadar imanı olanın bu olaydan etkilenmeyeceğini belirterek şöyle der:

Anda olur haklarımız pek yaman

Gam değil var ise zerrece imân

(H.A.Y.40/3)

Çal Seyrânî durma sazın

Hakk'a eyle sen niyazın

Sana secdesiz namazın

Kısmet olan kılar bir gün

(H.A.Y.144/6)

C.Sonuç

Sonuç olarak diyebiliriz ki Seyrânî İlahî aşkın şarabım içmiş bir şairdir. İçmiş olduğu şarabın etkisiyle daima Hakk'ı söylemiştir. Haksızlıklar karşısında dini motiflerle benzetmeler yaparak olaylar karşısında dimdik durmuştur. Söylediği doğru sözler onun hayatında olumsuz etkiler gösterse de Seyrânî doğru bildiğinden dönmemiştir .

Kaynakça:

Atalay, Besim, Bektaşilik ve Edebiyatı, İstanbul 1340.

Bayrı, M. Halit, 19. Yüzyıl Halk Şiiri, İst.1956.

Cumbur, Müjgan, Başakların Sesi, Ank. 1968, Poyraz Reklam

Develioğlu, M. Abdullah, Üçbin Türk ve İslâm Müellifi, İst. 1973.

Gençosman, Kemal Zeki, Türk Destanları, İst. 1980

Gölpınarlı, Abdulbaki, Türk Tasavvuf Şiiri Antolojisi, İst. 1972.

Gözler, H. Fethi, Yunus'tan Günümüze Türk Şiiri, İst. 1981

Günay, Umay, Aşık Tarzı Şiir Geleneği ve Rüya Motifi, Ank.1986

Hâzım, Ahmet, Sânihât- Seyrânî, İst. 1340, Matbaa-i Milli

İnal, İ E. M. Kemal, Son Asır Türk Şairleri, İst. 1940.

Kocatürk, V. Mahir, Saz Şiiri Antolojisi, Ank. 1963

Köksal, Yaşar, Seyrânî, İst. 1960, Ünal matb

Köprülü, M.Fuad, Türk Saz Şiirleri, Ank. 1964

Nayır, Y. Nabi, Başlangıcından Bugüne Türk Şiir Antolojisi, İst. 1972.

Onay, Ahmet Talat, Eski Türk Edebiyatmda Mazmunlar, Ank.1989.

Pala, İskender, Ansiklopedik Divân Şiiri Sözlüğü, Ank.1989

Polat, Osman, Âşık Seyrânî, Ank. 1975

Satoğlu, Abdullah, Başlangıcından Günümüze Kadar Kayseri Şairleri, Ank. 1970

Yüksel, Hüseyin Avni, Âşık Seyrânî, Ank.1987 , Kültür Bakanlığı

 
.