![]() |
11.30-11.45 Arş Gör. Zehra GÖRE* | ![]() |
| . |
SEYRÂNÎN İN ARUZLA YAZILMIŞ ŞİİRLERİ Halk ve Divân edebiyatı bir bütünün iki yarısı gibidir. Birbirinden çok farklı gibi düşünülen bu iki edebiyat, sonuçta aynı kültürün aynı duyuş ve aynı zevkin ürünüdür. Edebiyat genel bir ifadeyle; toplumun aynasıysa Halk ve Divân edebiyatı mahsulleri de bize bu aynadan yansıyan toplumun ta kendisidir. Şekil ve muhtevâ bakımından bazı farklılıklar olmakla birlikte müşterek taraflarının olması kaçınılmazdır. Yanyana yaşayan milletler arasında bile bir kültür alışverişi olduğuna göre aynı milletin kendi içindeki benzer durum da yadırganamaz. Divân Edebiyatının önde gelen şâirlerinden, Usulî, Nedîm, Şeyh Gâlip, İzzet Molla, Âkif Paşa ve daha birçok şâir heceyle; bunun yanında saz şâirleri de Divân Edebiyatının etkisiyle aruzla şiirler yazmışlar, hayal ve mazmunlarını kullanmışlardır. 19. yy.da tanınmış saz şâirlerinden olan Seyranî de aruzla şiir yazan şâirler zümresindendir. Onun bu şiirlerini ele almadan yani Divân şiiriyle müştereklerini incelemeden önce hayatıyla ilgili bazı noktalara temas etmek gerekir. Zirâ edebî kişiliğin tahlilinde bu hususlar oldukça önem taşır. İsmi artık Develiyle özdeşleşen Seyrânî sadece Develinin değil 19.yy. Halk şiirinin en önde gelen isimlerindendir. Bununla birlikte ünü zamanımıza ulaşan şâir yaşadığı dönemde sadece Develide değil girdiği her muhitte, gittiği her memlekette tanınmıştır. Seyrânînin bu derece tanınmasında belki de en önemli âmil, onun devrinin adamı olması ve bunu dile getirmesinde gizlidir. Diğer taraftan taşkın kişiliği, kabına sığmaz tavrı da sanatının teşekkülünde etkili olmuştur.Seyrânînin şiirlerinde özellikle de aruzla yazılmış şiirlerinde meselelere şumüllü bakışı ve tasarruflarındaki ustalık hemen göze çarpar. Bu da bize onun iyi bir eğitim aldığını düşündürür. Fakat durum hiç de sanıldığı gibi değildir. Onun yetişme tarzı ve kültüründe Oruza İmamı olan babasının etkisi muhakkaktır. Şâirin eğitiminin temelleri babası tarafından tesis edilmiştir. İki yıl kadar medrese tahsil etmiş fakat tahsilini tamamlamamıştır. Bu yüzden onun üslubundaki olgunluğu kısa tahsiliyle izâh edemeyiz. Ayrıca Seyrânî kendisinden önceki şâirlerden Halk ve Divân şâirlerini dikkatle okumuş devrin irfan ve sanat muhitlerinde pişmiştir.Seyrânînin hayat ıyla ilgili bir önemli husus da onun Tanzimat döneminde yaşayan bir şâir olmasıdır. II. Mahmut dönemi ve Tanzimatın getirdiği yenilikler neticesinde kaynaklanan huzursuz ortamın şâiridir. Onun eserlerindeki sert dili, isyankâr ruh bu dönemin tezâhüründen başka bir şey değildir. Onda kadın ve aşk konularını arayanlar aldanırlar. O buralardan çok uzaklarda, perde arkası meselelerde dolaşmakta ve ölüm, ahiret, ruh, Allah, insanlık, ahlak ve fazilet gibi en karanlık ve derin mesele ve mechullerin izahını yapmaya çalışmaktadır. Madde ile alakası çok az olduğu için onda tabiat konuları da yoktur. Kısaca nevi şahsına münhasır, orijinal bir şâirdir.Seyrânînin şiirleri ilk defa toplu olarak hemşehrisi Muallim Hâzım Bey tarafından Sânihât-ı Seyrânî adıyla yayınlanmıştır. Şâirin tesbit edilebilen yaklaşık 650 şiirinden 150 kadarı aruzladır. Bu şiirleri İstanbula gidip geldikten ve kalem şâirleri ile temas ettikten sonra yazmıştır. Heceyle yazdıklarına göre biraz dili daha tekellüflüdür. Aruzla yazdığı şiirlerinde geçen Arapça Farsça kelime ve tamlamalardan bazılarını örnek verecek olursak:Mucibûd-davet, meta- ı marifet, nefs-i emmâre, reng-i ezhâr, levh-i tersîm, fasl-ı bahar, kadr-i felek, gülbang-ı tevhid, azâb-ı âhiret, lahm-ı cism-i murtaza, fazl-ı rüchâniyyet, nevm ü gaflet, fahr-ı âlem, lafz-ı mana, dilber-i mümtâz, hezâr-pâre, mahz-ı hayât, ahsen-i sûret, ehli ukûl, gubâr-ı hâk-i pây, nâr-ı muzmer-i mâfizzamirîn örnekleri çoğaltabiliriz. Bu demektir ki dil olarak Divân şiirine uzak değildir.Aruzla yazd ığı şiirlerin konularına bakacak olursak, bunlar da Divân şiirinin malzemesiyle örülmüştür. Divân Edebiyatında sıklıkla işlenen pekçok konuyu ya da mazmunu, mecaz veya istiareleri kullanmıştır. Bu şiirlerdeki konuları, dinî-tasavvufî, hikemî, bazen de âşıkâne şeklinde sınıflandırabiliriz.Dinî ve tasavvufî konular ı ele alışı daha çok geleneğin devamı gibi görünmektedir. Özellikle tasavvufî şiirlerde, vahdet-i vücûd, tasavvufî anlamda kâinatın yaratılışı, Hz. Peygamberin yaratılışı, tasavvufta sâiıkin son mertebesi olan fenâfillâh ve buna bağlı olarak Enel Hak diyen Hallâc-ı Mansur ve İlahî aşk en fazla işlenen konulardır.Ben gizli bir hazine idim ve bilmek istedim (küntü kenzi mahfiyyen) hadis-i kudsîsi fehvas ınca Allah kün yani ol emriyle kâinatı yaratmıştır. Ayrıca Hz. Peygambere hitâben Sen olmasaydın kâinatı yaratmazdım (Levlâke levlâke lema halaktül-eflâke) diye buyurmuştur. Bu yaratılış Seyrânînin bir şiirinde şöyle yer alır:Hak lisân ı kudretinde kavl-i kün bir nûr idiNûr içinde on sekiz bin âleme mestûr idi Nûr- ı Ahmed on sekiz bin âleme manzûr idiLafz- ı levlâkindeki unvanı ben bilmezmiyimHadis-i kudsînin iktibas edildi ği başka bir beytte de şöyle der:Lafz- ı küntü kenzi mahfî vahdetin manasınıLay ıkıyla fehmeden muhtâr-ı serdâr ibtidâBir ba şka beyitde de tasavvuftaki ölmeden önce ölmek felsefesini konu edinir:Olmasa ölmeden evvel ölmenin bir sûreti Diline almazd ı sultân enbiya bu sohbeti İslâm Peygamber, şiirindeki en önemli unsurlardandır. Birçok yerde değişik ifadelerle anılmış, kâinatın yaratılış sebebi olarak gösterilmiştir. Özellikle Hicretinden, bazı mucizelerinden, son peygamber oluşundan, şefaatçiliğinden bahsedilmiş, Ahmed, Ahmed-i Muhtâr, Habîb-i Ahmed-i Muhtâr, Muhtâr-ı Serdâr, Nebiyy-i Muhterem, Fahr-ı âlem, Resulallâh isimleriyle zikredilmiştir. Aşağıdaki beyt de onun peygembere mahabbetinin bir ifadesidir:Ben bir abd- ı Hak-perestim ey Nebiyy-i muhterem şık-ı Seyrânîyi et kendine yâr ibtidâSeyrânînin tasavvufî şiirlerinde onun mensup olduğu tarikatın izlerini de bulmak mümkündür. Müntesibi olduğu tarikatlar hakkında muhtelif görüşler mevcut olmakla birlikte, tasavvuf ıstılahlarını daima kullanan Seyrânînin Bektâşî tarikatına mensup olmasa bile Bektâşî zevkine yabancı olmadığı görüşü hakimdir. Fakat,Bahaüddin Muhammedden o pîr-i Nak şibendimdenYeti şdi fikrime rûhanî himmet dil-pesendimdenbeytine dayanarak, onun Nak şibendî olduğunu ileri sürenler vardır. Şiirlerini incelediğimiz zaman ise Seyrânînin Hacı Bektaşa olan mahabbeti ve meyli açıkça göze çarpar:Yürütmü ş cansız ol dîvârı göstermiş kerâmetlerBizimçün ger Hac ı Bektaş Veli dünyaya bir geldibeyti bunlardan bir tanesidir. Di ğer taraftan Hz. Aliye olan sevgisini de sıklıkla dile getirir. Onun özellikle Haydar-ı Kerrâr sıfatını yineler, Hz. Muhammedden sonra Hz. Aliye gönülden bağlılığını söyler:Al sualine cebâb ım bil veliyyünnimetimHaydar- ı Kerrâr ki sâhiptir müebbet şöhreteMazhar- ı sırr-ı nübüvvet Haydar-ı KerrârdırS ırr-ı mirat-ı nebînin daimâ mümtâzı birKerbelâ hadisesi, Hasan ve Hüseyin, dolay ısıyla Yezîdi de şiirlerine çokça konu edinen şâir Yezîdin ruhuna lânet okumak ister ama Rahmânın rahmeti onun bu isyanına galib gelir, Kerbelâdaki şehid edilişi son derece üzüntülü ve acıklı bir şekilde yâd eder:Gam ile yu ğrulduğunda şüphe yoktur âleminZulm ü dest-i Kerbelâdan al haber duy zahmeti Onun şiirindeki dinî konular bu kadarla sınırlı değildir. Yukarıda da işaret ettiğimiz gibi şâirin dinî kültüründe ailesinin özellikle de babasının payı büyüktür. Şiirlerindeki diğer dinî motiflere bakarak onun bilgili ve samimî, ehl-i sünnet akidesine bağlı bir müslüman olduğunu görürüz. Din istismarcılarına özellikle de vaizlere mütamadiyyen çatar. İnsanların huzurunun ve mutluluğunun İslâm dininde olduğunu söyler:Cümle halk ın dînin Allâh dîn-i İslâm eyleseKalmaz hiç mazlûm eger hak zulmi ilzâm eylese Di ğer taraftan İslâm dini ile ilgili olarak, âyet, hadis, tefsir, ahiret, dört halife, cennet, cehennem, mahşer, sırat, melek, şeytan, namaz, oruç, hac, zekât ve kutsal kitaplar gibi pekçok dinî motif şiirlerinde yer alır :Zebûr İncil ile Tevrât yüz suhûf manâların cümleCihân ın fahrına nâzil olan Kurânda bulmuşlarAyr ıca Divân şiirinde önemli bir yer tutan âyet ve hadislere iktibas da Seyrânîde oldukça fazladır; örnek verecek olursak, âyetlerden: Kulhuvallahu ehad (İhlâs Sûresi 1. âyet), küllü şeyin illa vechehû (Kasas Sûresi 88. âyet), erinî ..lenterânî (Arâf Sûresi 143. âyet) , kün (Yâsin Sûresi 82. âyet) , yuhyil arda bade mevtiha (Rûm Sûresi 19. âyet) , nefahtü fihi men rûhi(Hicr Sûresi 29. âyet) hadislerden: Men lem yezuk lem yaref, Küntü kenzi mahfi gibi birkaçını örnek gösterebiliriz.Hz. Peygamberden ba şka, Divân şiirinde özellikle mucizelerine telmihte bulunulan Hz. Süleymân, Hz. İbrâhim, Hz. Nûh, Hz. Davûd, Hz. Musâ, Hz. Hızr, Hz. İsâ Peygamberler de Seyrânînin şiirlerinde birçok yerde çeşitli şekillerde yer alırlar.Edebiyat ımızın belli başlı mazmunlarından Hz. Süleymân, İsm-i azâm yazılı mührü ve bütün mahlûkâta, rüzgârlara hükmetmesiyle tanınır. Ayrıca onun etrafında yoğunlaşan kıssalarla ele alınır. Seyrânînin şiirinde Hz. Süleymân karıncayla birlikte geçer, burada karınca aczin, Hz. Süleymân iktidar ve gücün timsali olarak biz tezat içinde sunulur:Benim bu muzmer-i mâfizzamîrim uktesin hallet Süleymâna niçin tercih ederler o hakîr mûr ıHz. Nûha kendisine iman etmeyen o ğlu, gemisi ve tufanı dolayısıyle işâret eder:Uyard ı Hazret-i Nûha inat etmezdi evladıMeâlin anlam ış olsaydı bismillâhımecrânınHz. İbrâhim hakkında Kurânda geniş malumat yer alır. Edebiyatda Hz. İbrâhim Nemrud, âteş sözleriyle hatırlatılır. Rivâyete göre Nemrûd, Hz. İbrâhimin dine dâvetine icâbet etmediği gibi, tanrılık davasında bulunmuştur. Hz. İbrâhimi yakalayıp âteşe atmıştır ve Allahın emriyle İbrâhim, ateşte yanmamış ve ateş gül bahçesi olmuştur. Seyrânî de şiirinde bu mazmunu kullanmıştır:At ılıp Seyrânî İbrâhim-i Habîbullah gibiNâr- ı Nemrûda düşüp gülşânı bulmaktır hünerHz. Mûsâ yed-i beyzâ, Tûrda gerçekle şen tecellî, Kelîm sıfatı, asâsı, Firavunla mücadelesi, kutsal kitabı Tevrat münesebetiyle ele alınmıştır. Aşağıdaki beyitte Seyrânî Hz. Mûsânın asasıyla kendi sözü arasında bir benzetme ilgisi kurar ve gözünün düşmana karşı bir ejderha mİsâl olduğunu söyler:Ger olduysa asâ ejder adûya dest-i Musâda Olurdu dü şmene sözüm ana nisbet bir ejderhâEdebiyat ımızda birçok yönüyle ele alınan Hz. İsâ Seyrânîde Mesîh sıfatıyla ve ölmeyip göğe çekilmesiyle karşımıza çıkar. Örnekteki beytte Hz. İsânın göğe yükselmesi ve Hz. Muhammedin miracı birlikte konu edilmiştir. Ayrıca âhının göklere yükselmesiyle de anlam ilişkisi kuruyor:Semâya enbiyâdan bir Mesîh ç ıktı ve bir AhmedÇ ıkar arşa hezâr âhım misâl-i Hazret-i İsâSeyrânîde zikredilen peygamberlerden biri de H ızır aleyhisselâmdır. Kuranda Kehf Sûresinde adı geçen Hızır, ab-ı hayât münesebetiyle anılır. Hızırın etrafında gelişen inançlardan özellikle, onun başı sıkışanlara yardımda bulunması ve edebi hayata mazhar olması mazmunları etrafında teşekkül eder:H ızra vermiş sâkîler pîri dolu âb-ı hayâtBize himmet eyleyen i şte o âlî-sıfâtKayna ğını Kurândan alan ve Ahsenül-Kasas olarak nitelendirilen Yûsuf kıssası ve Yûsuf u Züleyhâ Divân şiirinin en çok işlenen en çok telmih edilen konularındandır. Seyrânînin şiirlerinde de Yûsuf pek çok yerde anılır. Özellikle kardeşlerinin gazabından sonra Yûsufun acısıyla ağlamaktan gözleri kör olan babası Yakûb (a.s.), Yûsufun güzelliği, Mısıra vezir olması ve Züleyhâ ile birlikte ele alınmıştır. Bir gazelinde de yek-âvâz bir tarzla sadece Hz. Yûsuf ve onunla bağlantılı unsurlar konu edinmiştir, bu gazelin matla beytini örnek verecek olursak,Cemâl-i hüsn-i Yûsuf kim dil-i Yakubunu derde Dü şürmek lâyık olmuş şân-ı rey-i kudret-i fendeLeylâ vü Mecnûn, hem Halk Edebiyat ı, hem de Divân Edebiyatında en sevilen ve çok işlenen konulardandır. Hikâyeye göre Leylânın aşkından çöllere düşen Mecnûnun başına guyâ kuşlar yuva yapmıştır. Bu durumu Seyrânî şöyle nazmeder:Güzeldir akl- ı Mecnûn reng-i aşka ip boyatmıştırGüzel baht ı başına kuş kondurup çöple donatmıştırHallâc- ı Mansûr ve Nesimî, zamanlarında anlaşılamayan ve idam edilen kimselerdir. Seyrânî de kendi zamanından ve gerçek değerlerin anlaşılamamasından şikayetçidir. Bu düşüncesine karîne olarak bir beytinde Mansur ve Nesimîye atıfta bulunur.Niçin kurbân edilmi şler Nesimî Şeyh-i EkberlerKim öldürdü Enel hak zâkiri Hallâc- ı MansûrıDivân Edebiyat ında vâiz, şâirlerin hoşlanmadığı bir kişilik sergiler, çünkü o dinin dış kabuğunda oyalanmaktadır. Din adına çeşitli maskaralıklar yapanlar, bu yüzden de şâirlerin hedefi olurlar. Seyrânî de tıpkı Divân şâirleri gibi her fırsatta aynı edayla vâizlerle uğraşır ve sürekli çatar:Herze-gû vâiz sözün sen çok uzatmada k ısa kesHerkese yol gösterip sen gitme ğe etmen hevesHatta bir şiirinde samimi bulmadığı bu zümre yüzünden tarikata girdiğini söyler:Görmedim zâhir ulumundan mahabbetden eser Bilseler anlar da bir nebze verirlerdi haber Hayretim artt ı tarikat pîrine ettim seferBeste oldum tîz mahabbet dam ının zencirine Şarabı icâd ettiğine inanılan Cemşîd Seyrânîde bu münâsebetle meyle birlikte söz konusu edilir.Cavidânî bir hayatâ mazhar olmaksa merâm Rûz u şeb Cemşîd gibi câm-ı mey-i serşârı tutFakat bu beyitte mey tasavvufi bir görü şle telakki edilmiş, ilahi aşk şarabı olarak ifade olunmuştur. Şiirimizde zenginliğin timsâli olan ve Hz. Mûsâ zamanında yaşayan Kârûn, zenginliğine rağmen zekât vermeyip sonunda Allahın gazabına uğramıştır. Bu yüzden Kârûn aynı zamanda hırsı ve tamahkârlığı da sembolize eder. Seyrânî de dünyada mal mülk edinme hırsında olup, öbür dünyalarını düşünmeyen insanları Kârûna benzetir.Dü şüp Kârûn gibi mal ceminin hırsı telâşınaTamahkârl ık edip dâim sen çekersin peşimânlıkSeyrânînin şiirlerinde adı geçen dikkat çekici bir isim de Nasreddin Hocadır. Nasreddin Hoca, ismini şiirde görmeye alışık olmadığımız bir zâtdır. Fakat kıssadan hisse çıkarttığımız fıkraları ile dikkate değer bir şahsiyyetdir. Seyrânî de bu durumu gözden kaçırmamış ve Hocanın dış görünüşüne itibar edildiği mecliste, durumu yermek için söylediği ye kürküm ye fıkrasının ifade ettiği motif kullanılmıştır.Hace Nasreddin bat ırmış çorbaya kürkün yeninSadr- ı mecliste kuûd ettirmemiştir köhneçulDivân Edebiyat ının en sevilen mazmunlarından şem ve pervâne devamlı bir tenâsüp içinde yer alırlar. Seyrânîde de durum farklı değildir; pervâne yanacağını bile bile, döne döne ateşe gider:Döne döne yanmay ınca bilmedi pervânelerNûr mu nâr m ı künhünü o şemin asl-ı zâtınaDivân şiirinin vazgeçilmez mazmunlarından gül ve bülbül Seyrânînin şiirlerinde de yeralır. Bülbülün gül ile olan macerâsı çeşitli şekillerde işlenmiştir. Bülbülün nağmeleri gonca gülün açılmasına sebep olmuştur. Fakat Seyrânînin yüz parça olan ikbalinin goncası bir türlü açılmaz. Talihsizliğinden şikâyet eden şâir bunu son derece ustalıkla ifade etmiştir:Yüzüne bülbülün gülmü ş açılmış handân gül ammâBenim gülmez aç ılmaz gonca-i ikbâl-i sad-çâkimSeyrânînin şiirinde şarap daha ziyade tasavvufi anlamda kullanılmıştır. Şarap, mey, bade, cûra, mül gibi isimleriyle anılır. Meyhane, peymâne, Cemşîd gibi kelimelerle tenasüp yapılır. Şarap, mutlak aşktır. Meşayihin kalbi, içi şarapla dolu bir küp misâli aşkla doludur. Aşk, Allaha ulaşma yoludur. Bu yüzden tasavvuf ehli, aşkı şeyhin elinden şarap gibi içmek ister:Süzüp peymâne-i meyhâneyi kalb-i me şâyihdenCihânda var m ı bir derviş aceb nûş-ı şarâb etmezSeyrânînin şiirlerinde aşk çok işlenen bir konu değildir ve genellikle tasavvufî anlamda işlenmiştir. Yaratılışın temelinde aşk vardır çünkü. Allahın sırrı ve tecellínin remzi bu aşkta gizlidir. Şâir aşk ateşinde yanmaktan hoşnuddur:At ıldım ben dem-i aşka Habîbulâh gibi nâreLütuf ummam melekten ben tenim olsa pâre pâre Di ğer taraftan aşk mevzuunda oldukça realist davranır, boş heveslerin peşinde koşup kendini harcamak istemez:Ümîd-i vasl- ı yâre yegdir hâbe varmaklıkHayâl-i yâr ile bîdâr olan göz meyl-i hâb etmez Seyrânî sevgili ile ilgili unsurlar ı da aynen bir Divân şâiri gibi işlemiştir. Sevgili güzellik olarak idealize edilmiştir. Yanakları pembe, kaşı, gözü, kakülü kara ve saçının her bir telinde bir âşığın gönlü asılı, kirpikleri ok, kaşları yay, beli kıl gibi incedir. Sevgilinin vasfını anlatmaya söz yetmez, o devamlı aşığa cevreder ama âşık bundan hiç şikayetçi olmaz ve aşkından vazgeçmez:Benim gönlüm güzel sevmekten asla ictinâb etmez Bu bâb ı terk edip bir gayri bâba intisâb etmezBuraya kadar verdi ğimiz örnekler onun şiirinde işledği konulardan bazılarıdır. Bunları çoğaltmak mümkündür ve yeterince malzeme de mevcuttur. Şâir bir Divân şiirinde bulunabilecek hemen hemen her konuyu ustalıkla ele almıştır. Bu şiirler Divân edebiyatı malzemesiyle örülmüş, hayaller, ince ve nadide mazmunlarda ustalıkla işlenmiştir. Seyrânî Divân şâirlerini dikkatle okumuştur. Bunlar arasında Fuzulînin önemli bir yeri vardır. Fuzulî Seyrânîyi etkileyen en önemli Divân şaidir. Bu etkiyi göstermesi bakımından Seyrânînin:Ne var gülbank- ı tevhide cevabım bir hûdan gayrıHayat ına sebeb yok küllü şeyin bir sudan gayrımatla ıyla başlayan gazeli Fuzulînin,Has ılım yok ser-i kuyunda belâdan gayrı Ğarazım yok reh-i aşkında fenâdan gayrımatla ıyla başlayan gazelini oldukça hatırlatır.Yakûb da yine hasretini gücile buld ıDer Seyrânî ol Yûsuf- ı Kenânıma değmebeytiyle biten şiir, tamamiyle Fuzûlîni tesiriyle söylenmiştir.Gel Seyrânî do ğru râha git cümleden fârig olOlmaya vahdet makâm ı gûşe-i uzlet gibibeytiyle biten şiir de Kânûnînin meşhur dörtlüğüne nazîredir.Sanat ının temelinde hiciv olan şâirin, aruzla yazdığı şiirlerinde de hiciv önemli bir yer tutar. Onda zaman zaman Ziyâ Paşanın makalelerini hatırlatan bir realite görüşü ve siyasî hiciv vardır. Fakat aralarındaki tek fark, Ziyâ Paşanın hürriyet kelimesi etrafında yoğunlaşırken, eski müslüman idealine sıkı sıkıya bağlı olan Seyrânî adalet mefhumunu tekrarlar, daha doğrusu yokluğuna isyan eder:Bul adalet çe şmesinin katresinden bir eserYand ı tüttü bende zulmün ateşinden dil dudakSeyrânî etraf ında aksayan ne varsa şiirine konu etmiştir, olaylar karşısındaki tavrını açık bir şekilde ortaya koymaktan çekinmemiştir. Bu yüzden doğruluk, rüşvet, haksızlık, fakirlik, cehalet vb sosyal kavramlar sıklıkla geçer. Mesela rüşvetin alıp başını gittiği ve artık durdurulmasının gerektiğini şöyle ifade eder:Esb-i rü şvet dizginin artırmış ister koşmasıA ğzına ver bir dişendirik hemen bir gemlemeAruzla yazd ığı şiirlerinde konu olarak bu denli geniş bir yelpazesi olan şâir ele aldığı konuları işlemekte son derece mahirdir. Bazı söyleyişlerinde mükemmelliğe ulaştığı görülür. söyleyişteki bu ustalığı maalesef şekilde göremeyiz, şiirleri şekil olarak kusurlu ve ahenksizdir. Divân, gazel, müztezad, kalenderî, semâî, terkib-i bend, terci-i bend gibi nazın şekillerini kullanan şâir özellikle kafiyeyi kullanmada başarısızdır. Aruzun tatbikinde önemli bir kusur sayılan zihafa Serânî'de sıklıkla rastlarız. Aruz tekniğini tanır fakat uygulamada pek muvaffak olamaz. Bunun belki de en önemli nedeni onun heceyle irticalen şiir söylemeye alışkın olmasıdır.Sonuç olarak onun as ıl değiri heceyle söylediği şiirlerinde saklıdır. Âşık tarzının yorulmuş olan diline tazelik getirmiştir. Dil itibariyle 19.yyın en dikkate değer ismidir. Fakat birçok saz şâiri gibi o da aruzla şiir yazmaya heveslenmiştir. Belki de bu sahada da at koşturabileceğini ispat etmek istemiştir. Şekil olarak olmasa bile muhtevada bunu ziyadesiyle başarmıştır. |
. |
![]() |
![]() |