10.45-11.00 Yrd. Doç.Dr. Burhan KAÇAR*
.

SEYRÂNΒNİN ŞİİRLERİNDE SOSYAL HAYAT

Seyrânî 19. yy Aşık Edebiyatı’nın Emrah, Dertli, Bayburtlu Zihni vs. önde gelen şairlerdendir. Onun şiirlerinde aşk ilk sırayı teşkil eder. Bu sebeple lirizm ağırlıklıdır. O sosyal konular üzerinde de titizlikle durmuştur. Bu sebeple tebliğimize “Seyrânî’nin şiirlerinde sosyal hayatı” seçtik. Sanatkârın yetişmesinde çevre, kültür, devrin sosyal ve iktisadi durumu etkilidir. Seyrânî’nin yetişmesinde bu etkenlerin rolü büyüktür.

Seyrânî’nin önemli yönlerinden biri de sosyal tarafıdır. İstanbul’da yedi yıl kalan şair, devletin işleyişindeki bozukluğu görmüş büyük pervasızlık ve korkusuzca bunları yergi konusu yapmıştır. Bu yüzden öldürülmesi emredilen aşık, hemşehrisi bir paşanın aracılığıyla bu ceza sürgüne çevrilmiş ve İstanbul’dan uzaklaştırılmıştır.

İşte Seyrânî’yi 19. yüzyıldaki bu düzensizliği korkusuzca dile getirmesidir ki kendisini çağdaşlarından üstün kılmıştır. Ondaki bu yürekliliği ne Dertli ne Emrah ne de yüzyılda yaşamış diğer saz şairlerinde göremiyoruz. Onlar sadece kişisel duygularını dile getirdikleri halde sultandan vezirlere, şeyhü’l-islamlara kadar herkes Seyrânî’nin hiciv oklarına hedef olmuşlardır.

Adaleti, doğruluğu, müsamakarlık vs. gibi hasletleri ile Tanrı’nın yeryüzündeki vekili addeden sultanlara döner ve bu kadar saray varken, denizin doldurularak bu günkü Dolmabahçe sarayını yaptıran padişahı:

Herkes belasını azdı da buldu

İnsanda evvelki sadakat n’oldu

Eski sarayları beğenmez oldu

Yere sığmaz oldu sultan olanlar

S. 182/157-17

mısralarıyla hicveder.

Halkın halini, fukaranın nasıl yaşadıklarını sen gör, şeyhü’l-islamdan sormakla öğrenemezsin, o her şeyin tersini söyler diyerek padişahı;

Şeyhü’l-islamdan sorma haşmetmap

Sevaba günah olan günaha sevap

Fukara hakkında hayırlı cevap

Söylicek dil kökten kurumuş S.227/222-3

mısralarıyla uyarmaya çalışır.

Bir başka şiirinde vezirler için,

Balmum yandırıp bezire kadar

Aradım beşirde nezire kadar

Yokladım vezirden kizire kadar

Bana zulmetmedik zalim kalmadı

S.103/40-3

Sultandan vezire ve kadıya kadar bu bozuk düzenin sürüp gitmesinin, herkesi memnun ettiğini ve bol bol payını aldığını gören aşık;

Mahkeme meclisi icat olduğu

Çeşme-i rüşvetin akmaklığından

Kaza bela ile alem dolduğu

Kazların kadıya uçmaklığından

S.160/127-1

Selefin rüşvetle hüccet yazması

11Halefin anlayıp hükmün bozması

Balık baştan kokar diye yazması

Seyrânî gafilin ahmaklığından

Özel kitaplığımdan c./vr70

Bir başka dörtlükte de “Balık baştan kokar” diyerek duygularını veciz bir şekilde dile getirmektedir. Şair bu yönü itibariyle divan şiirimizin ustalarından Nef’î’yi hatırlatıyor. Ancak Nef’î gibi şahsi değildir. Kişilerle uğraşmaz.Onun şiirlerinde Dadaloğlu gibi aşiretçi, Pir Sultan Abdal gibi siyasi başkaldırı görülmez. Toplumun dertlerini görür ve çarelerini söyler. Şairin şiirlerinden vereceğimiz örnekler şairin bu duygu ve düşünce dünyasını ortaya koyacağı kanaatindeyiz.

Cahilin durumu

Görmüş yok cihanda cahilden vefa

Vefa umup etme kendine cefa

Olur mu insana zehirden şifa

Fikretsin gönülden ihvan olanlar

S.180/157-2

Fakir ve mazlumun Allah’ın emaneti olduğu

Hükm-i şeriatça fakir u mazlum

Emanetullahtır değil mi ma’lum

Zalimin keyfince icra-yı rusum

Edenler çekmez mi azab-ı niyran

S.14/129-1

Zalimin zulmü

Müdahin olmasa âlemde âlim

Ne haddi zulm etmek mazluma zalim

Zalimler zulmünden sabra mecalim

Kalmadı ya Rabbi bende el-aman

S. 164/133-2

Bahil kişilerin durumu

Kimi şahlık ister kimi vezirlik

Kimi kahyalık kimi kizirlik

Bahil adam ile cennette birlik

Girmemesi şayan olur girmeden

S.164/133-2

Küçüklerin büyüğe saygısı kalmadığını

Bütün cihan tuttu şimdi efkâre

Küçükten büyüğe yoktur mudare

Hizmet gördürürler pir ihtiyare

Üç beş yaşındaki sübyan olanlar

S.181/157-10

Çocukların büyüklere akıl öğrettiğini,

Boy kürkünü beğenmiyor köçekler

Babasına akıl öğretir küçükler

S.211/199-9

Küçüklerin şeytani düşüncesini “Başına çoraplığı örmek” atasözünü bir başka ifade edersek dile getirmektedir.

Küçükler büyüğe çorap giydirir

Tatlıyı imana acı yedirir

Seyrânî zamane böyle dedirir

Şimdi kişi bildiğine gidiyor

S.24/199-10

İnsanlarda eskiden olduğu gibi candan dostlukların kalmadığını:

Herkes belasını azdı da buldu

İnsanda evvelki sadakat n’oldu

Eski sarayları beğenmez oldu

Yere sığmaz oldu sultan olanlar

S.182/157-16

Paranın değerinin kalmadığını bu sebeple fakirin zor geçindiği, iyilerin bu dünyadan göçüp gittiğini

Eyvah fukaranın beli büküldü

Medet ticaretin gücüne kaldık

Eyiler âlemden göçtü çekildi

Bizler zamanenin piçine kaldık

S.131/85-1

 

 

Emirlerin doğru olmadığını

Müstakim olmayan ulu’l-emirler

Ne olduğun bilir ehl-i zamirler

Sim üzere kıyas olmaz demirler

Hiçbir yıldız olmaz bir mah-ı taban

S.162/129-3

Söylediklerinin bir itibarı olmayan zalimlere yardakçılık yapan, ilmiyle amel etmeyen alimler olduğunu

Müdahin olmasa alemde âlim

Ne haddi zulm etmek mazluma zâlim

Zalimler zulmünden sabra mecalim

Kalmadı ya Rabbi bende el aman

S.162/129-4

Sarhoş insan ne yaptığını bilmeden hareket eder. Asrın insanları da sarhoşlar gibi ne yaptığını bilmeden hareket ettiğini, insan ne yaptığını bilmeden hareket edince de toplumun halinin iyi olmadığını

Sarhoşlar çoğaldı kalmadı ayık

Bu asır böylece hallere layık

Müzevvirin adı muhbir-i sadık

Şimdi kişi bildiğine gidiyor

S.211/199-6

Zamanın insanlarının doğrulara ilgi göstermediğini ise,

Şahinler yurdunu tuttu yarasa

Baklava yerine geçti pırasa

Şimdi rağbet deyyus ile terese

Zamane bunlara rağbet ediyor

S.211/199-8

mısralarıyla bir başka şekilde seslendiriyordu.

Dünyanın artık tatlılığını yitirdiğini

Kalmadı dünyada bitti halavet

Ne düğün arafe ne bayramında

S.70/2-3

Bilmeden hüküm vermenin yanlışlığı ve iftiranın kötülüğünü

Bilmeden aleyhte hüküm verenler

İftira insanı dinden çıkarır

Yalnız iyi laf söyler bilenler

İyi laf ayıyı inden çıkarır

S.199/183-1

 

 

Helal ve haramın önemi

Bülbüle gül yanar deveye diken

Çiledir aşıkın boynunu büken

Taslarına haram tohumu eken

Helal mahsulünü biçer mi bilmem

S.140/98-3

&#Tuz ekmek hakkını sayanın kalamadığını

Uyan deli gönül uyan

Sokar seni yılan uyan

Kalmamıştır pek çok sayan

Hakk’ın nan u nemeklerin

Seyrânî’de adalet kavramı çok önem taşır. Onun içinde çağının adaletini son derece bozuk bulur. Zaman zaman bu bozuk düzene isyan eder. İşte bu duyguları dile getiren şiirlerinden birkaçı

şvet ile yazar halka hücceti

Hüccet ile alır kadı rüşveti

Bir başka dörtlüğünde;

Seyrânî mazlum malı yiyeni,

Mertebem tanrıdan yüce diyarın

Dünyada Tanrının tacı giyenin

Hak derya umurunu ağzına tıkar

S. 108/51

diyerek topluma her alanda insanlar arasında eksik olmayan, hak hukuk tanımayan , mazlum malı yiyen sanki “Alçak dağları ben yarattım” dercesine, gururlu insanları, insanları küçük görenlerin durumuna dikkati çekmektedir

Devletin kanunlarına itaatin gereğini

Etmek farzdır ulul-emre itaat

Ulul-u emre farzdır etmek adalet

S.162/129-2

mısralarıyla dile getiriyor.

Her devirde işini yürüten insanların durumunu,

Hayvanlarda çeşit çeşit fırkalar

Kimi düzden aşar kimi yorgalar

S. 171/144-2

anlamını buluyordu.

İnsanlarda sadakat kalmadığını, insanların belasını, bulduğunu padişahların yer beğenmediğini ;

Herkes belasını azdı da buldu

İnsanda evvelki sadakat no’ldu

Eski sarayları beğenmez oldu

Yere sığmaz oldu sultan olanlar

S. 182/157-17

Yukarıdaki mısralarla atasözü ve deyimlerden faydalanarak veciz bir şekilde ifade ediyordu.

İnsanlarda fanidir. Seyrânî’de her fani gibi ölüp gidecektir. Önemli olan öldükten sonra iyi bir eser bırakmak, adı dillerde söylenmektir. Bu üç şey dillerde adın söylenmesi devam ettirir. İyi ve faydalı bir evlat, iyi bir eser bırakmak, iyi bir hayrat yapmak. Seyrânî’de iyi bir eser bırakmıştır. Onun eseri ise sözleridir. Bakalım duyguyu sözlerine nasıl diziyor.

Haydar-ı Kerrar-veş düven yedince

Canını Mevlaya teslim edince

Seyrani dünyadan göçüp gidince

Anılır dillerde adı söylenir

S.207/1944

Sonuç olarak diyebiliriz ki o şiirlerinde 19. yy. Anadolu’da görülen bozuklukları

Seyrânîyim eğri doğru sözüm bu

Özümle müşterek olmuş gözüm bu

Göz kulak kapısı olmuş sözüm bu

Borç vermek hayırlı zekat vermeden

S.164/133-4

Yukarıdaki mısralarda ifade ettiği gibi özünden kaynaklanan duygularla o yüzyılı tasvir etmiştir. O öz ki halkın gözü kulağı olmuş. Güzele güzel, iyiye iyi, kötüye kötü demiş. Öyleyse güzeli tasvir ne kadar güzelse çirkini teşbih o kadar gereklidir. Nedir şairin görevi iyinin, güzelin yanında; kötüyü haykırmaktan başka, zira şairin dediği gibi

“ Şairleri haykırmayan bir millet

Sevenleri ölmüş öksüz çocuk gibidir.”

Kaynak

Hasan Ali KASIR, Seyrânî, İstanbul 1984

 
.