![]() |
10.15-10.30 Prof.Dr. H.Ezber BODUR* | ![]() |
| . |
TÜRK TOPLUMUNUN ENTEGRASYONUNDA KÜLTÜREL DE ĞERLER VE SEYRÂNÎSeyrânînin ya şadığı dönemde gözlenen yenileşme hareketleri, ileride meydana gelebilecek hızlı toplumsal değişimin de habercisi olarak değerlendirilebilir. Şüphesiz bu değişim süreci, her türlü aşırılıktan uzak, orta yolu ilke edinmiş kendine özgü Türk İslamiyetinde görülen kısmi seküler dünya görüşünün de yardımıyla dinin; eğitim, hukuk, ekonomi gibi alanlardaki etkisinin giderek azalması anlamına gelmektedir. Bu alanlardaki davranışların yönlendirilmesinde dini olmayan bir dizi seküler normlar, dini kodların yerini almaya başlamıştır.Seyrânî, böyle bir yenile şme sürecinin gözlemcisi olarak toplumsal hayatta uyumsuzluğun bir sonucu olarak ortaya çıkan aksaklıklara eleştirel gözle bakabilmiş, değişen yeni durumlara başarılı bir uyumun sağlanabilmesi için bireylerin dünya görüşlerini değiştirmelerinde sazıyla, sözüyle katkıda bulunmuş bir halk ozanımızdır. Şüphesiz edebi ürünler, üretildikleri dönem ve çevrenin toplumsal olaylarını anlamamızda yardımcı olan çok önemli kültürel miraslardır. Bu bakımdan sade, samimi ve açık yürekli tavırlarını söze dökerek yaşadığı dönemin yaşama stilini bizlere büyük bir ustalıkla aktarabilen Seyrânînin şiirlerinin, zihniyet dünyamız hakkında bilgi verebilecek nitelikte oldukları daima göz önünde bulundurulmalıdır.Toplumsal Bütünle şme ve Değer KonsensüsüBilindi ği gibi toplumsal değişme yapısal farklılaşma sürecini de içerir. Basitçe bu kavramla, sosyal sistemi meydana getiren çeşitli alt sistemlerin daha çok uzmanlaşması ve kurumsallaşmasıyla daha az fonksiyonu derinlikli bir biçimde yerine getirmesi kastedilmektedir.Bu çerçevede din kurumu da önceki fonksiyonlar ından bir çoğunu yeni kurumsallaşmış yapılara devrederek kendi özgün alanına çekilmektedir. Elbette sosyal sistemi oluşturan alt sistemlerin farklılaşması onların öneminin azalması demek değildir. Nitekim kendi özgün alanına çekilen ve uzmanlaşan din kurumu, nüfusun çoğunluğunun uzlaştığı değerler sisteminin oluşumundaki katkısıyla sosyal istikrarın ve işbirliğinin sağlanmasında önemli bir rol oynayabilmektedir.Yap ısal farklılaşma süreci, bireylerin uzmanlaşarak elde ettikleri yeni rolleriyle karmaşıklaşan sosyo-ekonomik sistem içerisinde meydana gelebilecek kırılmaları önlemek için yeni bütünleştirici mekanizmaların geliştirilmesine olan ihtiyacı da beraberinde getirmiştir. Bu bakımdan değişik inanç ve sosyal sınıfa mensup olan bireylerin modern organizasyonlar içerisinde birbirleriyle etkileşim ilişkisine girmeleri yeni seküler bütünleştirici mekanizmalar olarak değerlendirilebilir. Bu manada Türk milliyetçiliği, demokratik kurumlar, sivil toplum ve sosyal sektör organizasyonları gibi birliktelikler bu tür modern bütünleştirici mekanizmalar arasında sayılabilir.Fonksiyonalist din sosyologlar ı, istikrarın, düzenin ve işbirliğinin değer konsensüsü ile yani toplum üyelerinin neyin iyi ve değerli olduğu hakkında varacakları genel bir anlaşma ile sağlanabileceği üzerinde hemfikirdirler.Türk Toplumsal De ğerleriBilindi ği gibi İslam dini, yayıldığı alanın özelliğine göre farklı çehreler göstermiştir. Bugün İslamın organik bir parçası olarak ortaya çıkan değerlerin bir çoğu İslamiyetin ilk yayıldığı bölgelerde tecrübe ettiği kültürel etkileşim sonucu farklı kültürel ögelerden alınarak geliştirilmiştir. Bu çerçevede Türk toplumunda yaygın olan İslami değerlerin bir çoğu orijin itibariyle Türk kültüründe veya İslamın yayıldığı bölgelerde mevcut olan kültürel unsurlardan meydana gelmiştir. Bu bağlamda Türk kültürel mirası içerisinde göze batan bazı değerleri şöyle sıralayabiliriz: Türk insanı son derece cesaretli ve sağlam karakterlidir. Tüm faaliyetlerinde ılımlılığı ve orta yolu rehber edinmiş Türkler, bilginlere ve yaşlılara saygılıdır. Arkadaşlık ve dostluklara önem verir. Şeref, haysiyet ve onuruna düşkün olmasının yanında başkalarının da şeref ve haysiyetini düşünür. Zorluklar karşısında sabırlı ve dayanıklıdır. Cömert, misafirperver ve dost canlısıdır. Türk kültüründe ne diğerlerini kıskanmak ne de kendi durumuyla yetinmek söz konusu değildir. Nitekim kıskançlık ve güvensizliğin toplumsal hayat için büyük bir tehlike arz ettiğinin farkında olan Seyrânî, iki yüzlülüğü, kibri ve ihtirası her fırsatta yermektedir. Türk milletinin temel değerleri arasında yer alan yardımseverlik ve cömertlik tüm dünyanın bildiği bir gerçekliktir. Bir şiirinde Seyrânî;Seyrânî namerdin yüzüne bakma Cömerdi gönülden gözden b ırakmadiyerek adaleti ve cömertli ği toplumun refahı için gerekli görmektedir. Azla yetinmeyi, kanaatkarlığı öven şairimiz bu konuda şöyle demektedir;Kanat halkas ın bırakma eldenElinden ç ıkmasın der isen dümenCömertlik ve misafirperverli ği hayli önemli bir değer olarak gören Seyrânî, sosyal ilişkilere nüfuz eden tüketimcilik duygusundan yakınmaktadır. Öte yandan hem servet hem de güç elde etmeyi bir tutku haline getiren yönelişlere şiddetle karşı çıkarak, bireylerin kendi durumlarını iyileştirme yönünde çaba sarf etmelerini teşvik etmektedir. O halde bugün toplumsal gelişmede son derce önemli olan, yoğun bir biçimde çalışma ve zamanı planlama, işinden maksimum derecede fayda temini için gayret etme gibi modern değerler, Türk kültürel mirası içinde mevcut olup geliştirilmeyi beklemektedir.Seyrânîde Ho şgörü ve İnsan SevgisiTürk kültürünün en temel ögelerinden birisini, onun farkl ı kültürel unsurlara karşı son derece hoşgörülü olması teşkil etmektedir. İslamın ruhunu yani insan sevgisi, hoşgörü, barış, tevazu ve aşırılıklara karşı çıkma gibi değerleri İslam aleminde en iyi kavrayan ve yaşatan Türk milletidir. Seyrânînin bu değerler üzerindeki vurgusunu tüm şiirlerinde görmek mümkündür. Mesela bu ruhun bir tezahürü olarak Seyrânînin değişik din mensuplarıyla dostluklar kurduğunu hayat hikayesinden anlamaktayız. Sosyo-ekonomik şartların zorlamasıyla İstanbula gitmeye karar veren Seyrânî, bu yolculuğu yakın dostu olan Develili tüccar Ermeni asıllı Türk vatandaşı Agop Ağa ile yapmıştır. Bu örnek, tarihte Türklerle Ermenilerin bir arada barış içinde yaşadıklarının en canlı şahididir.Kurumla şmış bir dinin, çeşitli inanç kümelerini bünyesinde barındıran, toplumda parçalanmışlığa (dizentegrasyon) neden olabilecek fonksiyon icra eden bir yöne de sahip olduğu bilinmektedir. Bu bakımdan, tek dini hakikate kendi gruplarının sahip olduğuna inanarak birbirlerine karşı güçlü dini sınırların çizilmesiyle ortaya çıkacak düşmanlıkların, toplumsal bütünleşme ve istikrarın temellerini sarstığına tarih tanıklık etmektedir.Sözgelimi daha İslamın ilk yıllarında siyasal, sosyal ve ekonomik nedenlerden dolayı birbirleriyle savaşan ve tarihsel süreç içinde meydana gelen birbirine karşıtlıkların özünü oluşturan düşmanlıklar Arap kültürünü beslerken, Türk kültüründe bu unsurlar arasında barış tesis edilmiştir. İşte Yesevi, Yunus Emre, Mevlana, Pir Sultan Abdal çizgisinin önemli temsilcilerinden olan Seyrânî, birbirine karşı düşmanlıkları daha Hulefa-i Raşidin döneminde ortaya çıkmaya başlayan tarafları şiirlerinde barıştırmıştır. Biraz evvel ifade ettiğimiz gibi, Seyrânî çizgisindeki halk ozanlarımız, İslamın ruhunu doğru yansıtarak farklı inanç mensupları arasındaki düşmanlıkları zayıflatacak mekanizmaları somut biçimde ortaya koymuşlardır. Bu konuyla ilgili olarak Seyrânî Peygamberler Destanında şöyle der:Ondan Ebu Bekir S ıddıkEyledi bu hakk ın tasdikHazret-i Ömerul Faruk Ondan Osman- ı ZinnuriOndan Ali İbn-i TalipBir ba şka şiirinde;Al- ı evlad-ı Muammed cümle eshab-ı güzinOl Ebu Bekir, Ömer, Osmana m ı yalvarayımSeyrânî der ki Al- ı evlad-ı Hasan Hüseyine miCümleden erham olan Mennana m ı yalvarayımYoksa Ezvac- ı Mutahhar Hazret-i Ayşeye miYa Hatice Seyyidi Nisvana m ı yalvarayımSeyrânî, kendisini şu veya bu çizgiye çekerek farklı kimliklere büründürmeye çalışanları bizzat şöyle eleştirmektedir; İmam-ı Azam buyurmuş Maliki hem Şafii, HanbelDe ğil baki cihan, fani ne var sizlik ne var bizlikBu fanide gurur etmek mahza edepsizlik De ğil baki cisim fani ne var sizlik ne var bizlikBu fani cism ile etmek gurur mutlak edepsizlik Görüldü ğü gibi Seyrânî, modern demokrasi kültürünün önemli ögelerinden biri olan hoşgörüyü ve insan sevgisini vurgulayarak, bu değerlerin geniş kitleler tarafından içselleştirilmesine katkıda bulunmuştur. Böylece ortaklaşa paylaşılan değerlerin ve sembollerin, toplumu bir arada tutan çok önemli yapı taşları olduğu anlaşılmaktadır.Halk şairlerimiz çeşitli mitolojik anlatılar ve ritüellerden yola çıkarak bir sosyal etik oluşturma yönünde çok önemli fonksiyonlar icra etmişlerdir. Ahlaki davranış normları, istenen ve doğru olanı yapma yönünde bir içsel motivasyon kaynağı olmaktadır. Seyrânî de şiirlerinde bu tür anlatı ve ritüellerden yararlanarak sosyal ahlakın gelişmesinde ve bunların toplumsal hayatta kökleşmesinde katkıda bulunmuştur. Seyrânî, bir konu hakkında karar vermeden önce iyice araştırılması gereğini Bağdattaki şeyhinin kendisiyle görüşmek üzere yolladığı bir müridinin Develideki serüvenini bir anlatıya dayandırarak mısralarına şu şekilde dökmektedir.Gittin Bozburuna, döndün geriye Niye geldin Everekli deliye Selam söyle Ba ğdattaki veliyeDaha yeti şmedik koruk gibisinSeyrânînin Ehl-i Beyt sevgisi, dini siyasi emellerine alet edenlere kar şı kararlı mücadelenin bir simgesi olarak değerlendirilebilir. Seyrânî, şiirlerinde yer verdiği bu tür efsaneler yoluyla, din büyükleriyle ulvi bir bağ tesis etmekte, bir yandan da anlatıların pedagojik fonksiyonlarıyla temel değerlerin toplumda yer etmesine yardımcı olmaktadır.Bir şiirinde Seyrânî,Kiramen Katibin yazs ın yazmasınBen yüzüm karas ın yüzümde buldum diyerek insanların her an fiil ve hareketlerini kontrol altında tutmak yönünde bir tutum geliştirmelerini, dini bir motiften yola çıkarak halk idrakine aktarmaktadır. Aslında dini telkinlerin mahalli kıssa ve imajlarla insanlara aktarılması geleneği Türk kültür tarihinde önemli bir yere sahiptir.Bir can tahkim olmu ş cümle bedeneHer gönül Kabedir tavaf edene m ısralarında bu husus açıkça gözler önüne serilmektedir. Nitekim hac ibadetiyle ilgili olarak, Kabenin etrafındaki tavafın toplumsal farklılıklar yerine birlik, beraberlik ve sosyal dayanışma duygusunun yerleşmesini hasıl eden sembolik bir yönü vardır. Bu şiirde herhangi bir kısıtlamaya meydan vermeyecek şekilde genişliğe sahip olan gönül zenginliği, insanlar arasında sevgi, saygı ve dostluğun yerleştirilmesi ve geliştirilmesi, İslamın temel ibadetlerinden biri olan hac statüsüne yükseltilmiştir. Yani Kabeyi tavaf eden insanlar arasında nasıl bir dostluk oluşturuluyorsa, bu duygu sembolik bir dille bireyin gönlüne yerleştirilerek sevgi ve dostluk gönüllerde kökleştirilmiş ve bu suretle sevgiyi rehber edinen bireyin her anı ibadet olarak değerlendirilmiştir.Yine bir ba şka şiirinde;Kalbini rahat tut s ıkma SeyrânîEmr-i Haktan ta şra çıkma SeyrânîGönül Beytullaht ır yıkma SeyrânîY ıkıldıktan sonra yapılmaz imişdemek suretiyle insan ı incitmeyi ve gönül yıkmayı Beytullahın yıkılışıyla eşit görerek, insan sevgisinin önemini çarpıcı bir kıyaslama ile gözler önüne sermektedir.Seyrânî, kitlelerin dünya görü şünü şekillendirmede dini kurallardan ziyade tasavvufi boyutun öne çıktığı kitle ahlak ve itikatlarına vurgu yaparak Yesevi, Mevlana ve Yunus Emre çizgisini sürdürmüştür. Şöyle ki;Göz kulak kap ısın olmuş özüm buBorç vermen hay ırlı zekat vermedendiyen Seyrânînin dini bir kural olan zekat verme prati ği ile ilgili diyeceği bir şey yoktur. Ancak O, böyle bir kitabi-dini kuralın, bireyleri ahlaki aksiyona zorlaması yönündeki fonksiyonunun farkında olarak insan hayatının onur ve haysiyetinin mal mülkten daha değerli olduğuna dikkat çekmektedir. Yani burada, toplumsal hayatta yoksulluğun ve eşitsizliğin giderilmesinde, zekattan daha fazla işlerin yapılması gereği üzerinde durulmaktadır. Nitekim bir başka şiirinde Seyrânî, İnsaf, merhamet kimde var iseMümin kamildir, iman ondad ırdemek suretiyle insanlar ın birbirleriyle ilişkilerini sevgi ve saygı temelinde yürütmeleri yönünde bir vizyonun toplumsal hayatta yer edinmesini amaçlamaktadır. Aynı şekilde,Eski adet bitip devir dönünce Kalkt ı insanlardan şefkat bu seneA ğniya olursan derler gel beriFukaraya yoktur ra ğbet bu senem ısralarında sevgi ve saygının toplumsal bütünleşmedeki önemini vurgulamaktadır. Bir başka şiirinde Seyrânî, aynı konuya aşağıdaki şekilde dikkat çekmektedir.Her seher vaktinde eylerim nida Ol Hakka Resule bu can ım fedaKimseyi incitme Seyrânî geda Akl ı olan hatır yapar demişlerBöylece Seyrânînin şiirlerinde somutlaşan gönül güzelliğine dayalı Türk müslümanlığı, ılımlı bir din anlayışı temeline dayanmaktadır.Kimi huri ister kimisi cennet Ben Hakk ın rızasın gözler ağlarım diyen Seyrânî, insan hayatının mükemmelleşmesinin, insanın ruhundaki ilahi özelliklerin izhar edilmesiyle mümkün olabileceğini belirtmektedir.Görüldü ğü gibi, müslümanlığın geniş ve müsamahakar karakteriyle Türkler arasında kazandığı bu form, daha çok şekli ve katı olan, vicdan ve fikirler üzerinde baskıya dayalı Arap anlayışından tamamen farklıdır. Daha ılımlı, temiz ve rafine İslam anlayışına imkan veren bu kültürel mirasımız, modern dünyanın yeni şartlarına bizi taşıyabilecek güçte ve esnekliktedir. Böyle bir imajın oluşturulamaması durumunda, sözgelimi dinin sosyal değişime karşı koymasıyla sosyal düzende parçalanmaların söz konusu olması muhtemeldir. Bu durumda Türk kültürel kıymetleriyle, çeşitli din ve inanç grupları arasındaki ayrımcılıkların ve karşıtlıkların üstesinden gelinebilecektir.Seyrânîde Ekonomik İstikrar ve Toplumsal BütünleşmeToplumsal bar ışın tesisinde ve sürdürülmesinde ekonomik tutum ve davranışların önemli bir yeri vardır. Sağlıklı bir ekonomik yapının oluşturulmasında esnaf ve sanatkarın, çiftçinin ve ticaret erbabının önemli aktörler oldukları göz önünde bulundurulursa, burada meydana gelebilecek bir olumsuzluğun tüm toplumsal hayata yansıması beklenir. Bu bağlamda toplumsal gelişmenin sağlanmasında, iş bölümü ve uzmanlaşmanın önemi inkar edilemez. Seyrânî de şiirlerinde ekonomik tutum ve davranışları etkileyebilecek ahlaki ilkeler üzerinde durmaktadır. Bu bakımdan o, kolay ve rahat bir kazanç peşinden koşmayı eleştirerek iş disiplininin, iş sorumluluğunun, işe bağlılığın ve saygının önemini vurgulamaktadır.Varup vas ıl oldum ben bir diyaraDedim ba şlıyayım burda bir kârâVarup sanat sordum bir ihtiyara Dedi çiftçilikten yoktur âsân ıÇiftçi oldum bir gün dinle bu sözü Bilemedim gece ile gündüzü Çift sürerken öldürdüm ben öküzü Tarlada b ıraktım kaçtım sabanıDi ş çekici oldum dinle bu işiDi şin çektirmeye geldi bir kişiÇürü ğün ararken çektim sağ dişiÇenesin kopartt ım çok aktı kanıGörüldü ğü gibi Seyrânî bu mısralarında yaptığı işi bilmeyen, öğrenme hususunda gayret sarf etmeyen ve kısa yoldan zengin olacağına inanan esnaf tipini eleştirmektedir. Mesleğine saygılı ve hangi iş kolu olursa olsun çalışmayı kendi içinde değerli gören bireylerin oluşturduğu toplumda istikrarın olacağı muhakkaktır. Seyrânînin, toplumun kendi kendine yabancılaşmasına neden olacak duyguların sökülüp atılmasını isteyen, mesleğe bağlılığın, cesaret ve sorumluluğun erdem olarak öne çıkarıldığı bu mısraları, değişik vesilelerle gündeme getirilerek, esnaf ve sanatkarımızın bu etik değerleri içselleştirmelerine katkıda bulunabilecek niteliktedir.Ancak ekonomik aktivitede sadece çal ışma ahlakına vurguda bulunarak diğer motivasyonel değerleri hesaba almamak da yanlıştır. İş ahlakının diğer toplumsal süreçlerle etkileşim halinde olduğu unutulmamalıdır. Bu bakımdan ekonomik geriliğin arka planında tarihsel ve kurumsal tecrübenin son derece etkili olduğu gözden uzak tutulmamalıdır.Seyrânî ve Din Adamlar ıSeyrânî, alim kisvesi alt ında cahillerin toplumsal hayattaki parçalayıcı rolünün farkındadır. Bu hususu şöyle dile getirmektedir:Ham sofular tespih çeker vird okur Gözü hayvan yemin çalmada olur Bir ba şka şiirinde Seyrânî,Hocalar ın hüneri varNere gitse zengin arar İşin düşse para sorar Kap ılmayın hocalara diyerek dönemindeki medreselerin ilim tahsilinde yeterli kurumlar olmadığını dile getirmekte, ham sofu olarak nitelediği dar görüşlü sözde hocaları ilmin hakikati dışındaki faaliyetlerinden dolayı hicvetmektedir. Bir başka şiirinde Seyrânî;Romatizma hastas ınaHoca ma ğrur muskasınaAyet hadis pahas ınaSap ılmayın hocalara diyerek hastalıkların tedavisinin modern tıp çerçevesinde mümkün olabileceğini ve bu tür hoca namıyla ortaya çıkan cahillere itibar edilmemesi öğüdünü vererek halkımızı aydınlatmaya çalışmaktadır. Buna karşılık bir başka şiirinde:E ğer olmazsa alimlerKi katre rahmet inmezdi Dahi ot bitmeyüp asla Semer olmazd ı eşadan diyen Seyrânî, hakiki alimlerin toplumsal hayattaki birleştirici rolünü vurgulamaktadır.Yine bir ba şka şiirinde Seyrânî bu konuyu şöyle dile getiriyor;Can feda olsun alime halka eder nush-i tam Ne kadar naçar kalsan da olmaz fasihten imam Bu Seyrânî alimleri sad ıkları methederİnşallah teslim-i ruhta hatm-i imanla gider Görüldü ğü gibi Seyrânînin eleştirileri, ilmin hakikatinden habersiz olan sözde hocalara yöneltildiğinden, onun gerçek ilim erbabıyla alıp veremediği bir husus yoktur. Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu olan Ulu Önder Atatürk, çağdaşlaşmanın dine karşı olmadığını, dinde şekilden ziyade öze önem verilmesini, dinin gerçek din adamları tarafından öğretilmesini ve din adamlarının ilahiyat kadar müsbet bilimlerle de donatılmış olmalarını çağın gereği olarak belirtmektedir. Ayrıca İslamiyetin en mütekamil din olduğunu ifade eden, milletimizin içinde hakiki ulemanın mevcudiyetine karşın gerçek ilimden uzak, yeteri kadar tahsil görmemiş hoca kıyafetli cahillerin varlığından söz ederek bunların ikisinin birbiriyle karıştırılmaması gerektiğini vurgulayan Atatürkle Seyrânînin görüşleri arasında bir paralellik görülmektedir.Bir halk ozan ı olan Seyrânînin şiirlerinde yer alan bazı hikayelerin, bir yandan sosyal ahlakın oluşmasındaki katkıları, diğer yandan da tarihi mirasımızla kurulan organik bağı teşkil etmesi, dünya görüşünün güçlendirilmesinde önemli bir unsur olarak değerlendirilebilir. Ayrıca o, şiirlerinde ele aldığı mitolojik unsurların yanında ritüel aksiyonlar yoluyla ve toplumsal birliğimize katkıda bulunacak temaları işlemek suretiyle bütünleşmemizin temininde çok ciddi adımlar atmıştır. Öte yandan Seyrânî, toplumsal istikrarsızlığa yol açabilecek kültürel değerlerin yozlaştırılması ve sosyo-kültürel farklılıkların yaratılması gibi toplumsal istikrarsızlığa yol açabilecek her türlü olumsuzlukların karşısına sazıyla ve sözüyle dikilmiş, bireysel ve toplumsal yararlar sağlayan temaları işlemek suretiyle toplumsal bütünleşmede önemli katkılar sağlamış, ileri görüşlü ve edebiyat tarihimizde eşsiz bir yere sahip halk şairimizdir.O halde tüketimcili ğin arttığı, kazanma hırsının doruğa ulaştığı günümüz dünyasında, materyalist değerleri dengeleyebilecek yeni değerlerin geliştirilmesine ihtiyaç vardır. Böyle bir dünyada Türk kültüründe bu işlevi yerine getirebilecek, bireysel sorumluluğu toplumsal sorumlulukla dengeleyebilecek kültürel değerler mevcuttur. Bugün küreselleşen dünyada yok olmamak Büyük Atatürkün ifadesiyle başka milletlerin avı olmamak ya da egemen global aktörlerin kültürel potasında erimemek için kendi kültürel değerlerimize sahip çıkmamız ve bunları evrensel kültüre kazandırmanın yollarını aramamız ulusal bir yükümlülüktür. |
. |
![]() |
![]() |