11.30-11.45 Avukat Esat CEBECİ
.

MİLLİ MÜCADELEDE HACI NUMAN FEVZİ CEBECİ

(KARA MÜFTÜ)

Dedem Merhum Hacı Numan Fevzi Cebeci (Kara Müftü) 1873 yı1ında Çöten köyünde doğdu.Babası İsmail Efendi, Dedesi Murat Ağa’dır.

İhtiyar dede, torununda ki cevheri görüyor ve O’nu mutlaka okutmak istiyordu ama köyünde mektep yoktu.Bu arzusunu gerçekleştirmek isteyen dede torun Hacı Numan okul çağına gelince Develi’deki bir ahbabına emanet etti.

Hacı Numanştiye tahsiline başlamış,aradan daha bir ay geçmeden kendi el yazısı ile bir mektup yazıp köydeki dedesine göndermişti.Buna inanamayan dede Develi’ye gelmiş, kendi nezaretinde bir mektup daha yazdırdıktan sonra köyüne dönmüş ve yanındaki mektubu imam efendiye okutmuş ve doğruluğunu görerek sevinmiş dua ve senalarda bulunmuştur.

İslâmî ilimlere karşı son derece kabiliyetli ve arzulu bulunduğunu okul idaresinden öğrenen dede, Hacı Numan'ı Rüştiye Mektebinden alarak Kayseri’ye götürmüş, Gözübüyük Medresesi’ne kaydını yaptırmış,Hamurculu nâmı ile maruf Müderris Osman Hoca’nın rahle-i tedrisine tevdi etmiştir. Hacı Numan kısa zamanda zekası ve çalışkanlığı ile akranı arasında temayüz etmiştir.

Hacı Numan'ın Gözübüyuk Medresesine talebe oluşundan itibaren Hocası olan Hamurculu Osman Efendi geç vakitlere kadar araştırmalar yapmağa, kitaplar karıştırmağa başlamış , yatağına yatıp uyumaz olunca hanımı sormuş:

-Hoca Efendi sana ne oldu böyle? yoksa yeniden talebeliğe mi başladın ?

-Yok hanım. Develi'den bir kara molla geldi, ders esnasında öyle şeyler soruyor ki hazırlıksız gittiğim zaman cevaplandırmakta güçlük çekiyorum.Talebenin karşısında mahcup duruma düşüyorum diye cevap vermiş.

Medreseden icazet (Diploma) alıp Develi'ye döndükten iki ay sonra Everek'teki Halasiye Medresesi’nde müderris olarak ders okutmakla başlamıştır.Bir müddet sonra Develi Kazası Tefrik Komisyonu tarafından İdare Meclisi azalığına tayin edilmiş, Emlak ve Eytam Müdürlüğü ile vazifelendirilmiştir.

Hamurculu Hocan’ın vefatı üzerine Hocasının Kayseri’deki Medresesinin başına geçmesi için teklif almışsa da şahsî ve ailevî meseleleri sebebiyle bu işi kabul edememiştir.

Develi Müftülüğünün boşalması üzerine,müftülük için yapılan seçimde Müftüzâde Ahmet Efendi 'den sonra ikinci derecede rey almış olmasına rağmen ahlaken müreccah olduğundan 1914 yılında Develi Kazasına Müftü olmuştur.(Yukarıdaki bilgiler Diyanet İşleri Başkanlığındaki 3191 numaralı şahsî dosyasından alınmıştır)

Asabî mizaçlı idi, boyu kısa ve teni esmerdi. Bu sebeple olsa, gerek kara Müftü olarak namı ile ve meşhurdu. Lisanı çok düzgün değildi. Mahallî ağız ve şive ile konuşurdu ama kuvvetli bir halk hatibi idi.

Unutmak denen şey O'nun için söz konusu değildi.Bu sebeple kendisine ''Nisyanı inkar eden adam” derlerdi.Kürsüye çıktığı zaman elinde küçücük bir şukka(not) bulundurur, saatlerce konuşur, dinleyenlerde en ufak bir bezginlik görülmezdi. Kendisine “Kitapsız Hoca'' denmesi de bu yüzdendir. Dinî konularda olduğu kadar millî konularda da en ufak taviz verdiği görülmemiştir.

Hacı Numan Cebeci'nin Develi'de müftülüğe başladığı yıllar Türkiye’nin en buhranlı ve zor günleridir. Birinci Dünya Harb’inden mağlup çıkan Osmanlı Devleti 'ne Mondros Mütakeresi’ni imza ettiren galip devletler Anadolu'yu dört yandan işgale başlamışlar, İngilizler 16 Mart I920 de İstanbul'a girmiştir.

Avrupalı tam fırsattır diyerek, kafasındaki Şark Meselesi’ni halletmekte kesin kararlıdır.

Şark meselesi hakkında kısa bir malumat vererek konumuza devam edeceğiz. Sene 1071 Sultan Alpaslan mağrur Bizans ordusunu Malazgirt'te mağlup ve perişan ederek Türklere Anadolu'nun kapısını açmıştır ki işte o zaman Hıristiyan dünya panik içindedir.Böyle giderse Türkler Anadolu'yu işgal edecek ve Avrupa’ya doğru yürüyeceklerdir. Onlar böyle düşüne dursun, Anadolu Müslüman Türk'ün yurdu olmuştur bile. Hıristiyan aleminin şark meselesi olarak kafasında yerleşen husus ise şudur:Tüm Avrupa bütün gücü ve kuvveti ile bir araya gelmeli, Türkleri Anadolu'dan kovmalı ve geldikleri Orta Asya steplerine geri göndermelidir.

İyi bilinmelidir ki 21.asrın Avrupalısında ve tüm hiristiyan dünyasında bütün canlılığı ile şark meselesi varlığını korumaktadır.

Bu maksatladır ki hiristiyan Avrupa Türk İslam Dünyasına karşı kaç defa haçlı seferi gerçekleştirmiştir. Ama her seferinde rezil ve perişân olmuş ve harp meydanlarında binlerce ölü ve yaralısını bırakıp kaçmış ,yaralılarını. Türk milleti bakıp tedavi etmiştir.

Başkaları ne düşünür bilmem ama Anadolu'nun bu şekilde işgali bana göre dokuzuncu haçlı seferidir.İşte bu dokuzuncu Haçlı.seferine Türk Milletinin karşı çıkışının adı " MİLLÎ MÜCADELE''dir.Milli Mücadelemiz dünya tarihinde eşi benzeri bulunmayan bir olaydır.Türkün ALLAH'ın inayeti ile yarattığı bir harikadir; Daha Mustafa Kemal 19 Mayıs 1919 da Samsun’a çıkmazdan evvel Anadolu'muzun birçok bölgesinde bu rezil istilaya karşı koymak üzere milis kuvvetleri toplanmıştır. Mustafa Kemal Paşa önderliğinde gelişen milli haraket sebebiyle huzursuz olan İstanbul hükümeti çeşitli yollardan bu işin önünü kesmek istemiştir. İktidarda bulunan Damat Ferit Paşa Sivas Kongresi’nden önce valilere gönderdiği bir telgrafla Milli ordu teşkilinin yasaklandığını, buna uymayanlara karşı çok insafsız davranılmasını emretmiştir Sivas Kongresinin toplanmasını kesinlikle önlemek isteyen Damat Ferit Paşa, şayet toplanırsa Harput Valiliği’ne tayin ettiği Ali Galib'e yetki vererek kongreyi basmasını ve üyelerini tevkif etmesini bildiriyordu.

Bütün bunlara rağmen; Mustafa Kemal Paşa Sivas ve Erzurum Kongrelerini toplamış ve vatanın kurtuluşu için gerekli kararlar alınmıştı. Kongreler yapıldıktan sonra Ankara'ya gelmek üzere hareket eden Mustafa Kemal Paşa'nın yolu Kayseri’ye uğramıştı.

Millî Mücadelenin başından beri din adamları ile birlikte çalışan Mustafa Kemal Paşa Kayseri ulemasından halkın Milli Mücadeleye katılması gerektiğini bildiren bir fetva vermelerini istemişti.

İstikbalin ne getireceğinden emin olmayan ulemanın çekingen davranışı karşısında “Bu civarda fetvâ ehli başka din adamı yok mu?” diye sorunca orada hazır olanlardan Develi’de Müftü Hacı Numan'ın bulunduğunu öğrenmiş adam göndermiştir. Teklifi alan Müftü Hacı Numan daha Ankara fetvasından evvel Milli Mücadelenin zaruretine ve meşruiyetine dair fetvayı hazırlamış ve Mustafa Kemal Paşa'ya göndermiştir.

Dedemden bizzat işitmiştim. Bir müddet sonra Mustafa Kemal Paşa'dan takdirname gelmiş. Merhumun çok kitapları vardı.Bahsi geçen taktirnamenin kitaplardan birisinin arasında olduğunu söylerdi.Maalesef bu kıymetli belge elimizde yok. Kitapları da elden ele geçtiği için nerededir bilemiyoruz.

İstanbul'daki İngilizler de bu millî hareketten çok rahatsızdırlar şimdiye kadar alınan tedbirlerden olumlu bir neticenin çıkmadığından şikayetçidirler. Anadolu’daki. Müslüman halkın son derece dinlerine bağlı olduğunu öğrenen İngilizler, bu meselenin dini esaslara göre halka izah edilmedikçe kabul görmeyeceğini anladılar. Dinî akideleri bir silah olarak kullanmak istediler. Neticede, Kuvayi Milliyenin devlete ve padişaha âsi olduğuna dair Şeyhülislam Dürrizade Abdullah Efendi fetva verdi.

Bahsi geçen fetvada özet olarak şu hususlara yer veriliyordu: Milli mücadeleyi başlatanlar ve bu hareketi sevk ve idare edenler hain, cani kişiler olup maksatları. hilafet ve saltanat yıkmaktır. Şahsi çıkarları için halktan vergi toplamaktadırlar. İstanbul ile olan bütün bağlantıları keserek memleketin huzur ve sükununu bozmuşlardır. Anadolu hareketlerine katılanların ve başındakilerin öldürülmesi dini bir vazifedir.

Bu fetvanın İngilizlerin baskısı altında kalan Damat Ferit Paşa’nın Padişah Vahdettin'den de gizleyerek Dürrizadeye verdirdiğine dair hatıraların ve beyanların çoğunlukta olduğu, araştırmalar tarafından ifade edilmektedir.

Bahsi geçen fetva İngiliz uçakları tarafından Anadolu semalarına atılmış ve yabancı gemiler tarafından sahil şehirlerine dağıtılmış olduğuna göre, fetvanın kim tarafından hangi şartlarda verildiği doğrulanmaktadır.Zaten Anadolu hareketine karşı çıkan, Atatürk ve arkadaşlarına düşman olan Damat Ferit' ten başka ne beklenebilirdi ki. Fetvanın tarihi 1 Nisan 1920 dir.

Millî hareketin ilk başladığı yerlerden birisi de. Develi'mizdir. Firaktin ırmağı’na kadar gelen Fransız ve Ermeni işgallerine karşı askeri bir cephe teşkil etmek maksadı ile istiklal Komitesi (Cemiyet-i İslâmiye) kurulmuştur Tarih Nisan 1919. Cemiyet-i İslâmiye’nin kurulmasında ve gelişmesinde. Develi'nin yetiştirdiği iki vatanperver din aliminin hizmetleri çok faydalı olmuştur.

Bunlardan birincisi Milli Mücadele aleyhine olan Padişah fermanına ve şeyhülislam fetvasına karşı çıkarak bu fetvanın hükümsüzlüğüne, karşı (zıd) fetvayı veren Müftü Numan Cebeci (Kara müftü)dir. Diğeri ise Hazım Ulusoy Hoca’dır.

Komite çok güzel çalışıyor, güzel hizmetler veriyordu. Halkın, bu durumdan, çoğu memnundu.

Müdafaayı Hukuk Cemiyeti’ni kuran ve çok değerli hizmetleri veren 16 Develili 'den 4. sırada yer alan Hacı Numan Cebeci 'dir. Cami kürsülerinden halkı Milli Mücadeleye katılmaya teşvik eden Kara Müftü Hacın’ın (Saimbeyli’nin) kurtarılması için teşkil edilen milis kuvvetinin önünde yürümüş,şehrin, çıkışında son olarak askere yaptığı konuşmada hem kendisi ve dinleyen asker ve halk adeta gözyaşlarında boğulmuştur

Şan, şeref ve kahramanlıklarla dolu Milli Mücadelemiz 7 düvele karşı zaferle noktalanmış ve yıkılan Osmanlı’nın enkazından Türkiye Cumhuriyeti kurulmuştur. Kara Müftü Develi’de müftülük vazifesine devam etmektedir.

Her yerde ve her devirde mevcut olan fitne erbabı, cibilliyetinin gereği olarak Müftü Hacı Numan Cebeci halkın gösterdiği sevgi ve saygıyı kıskanmaya başlamış ve bir hadiseyi fırsat bilerek hem O'nu böylece saf dışı edip cezalandırmak, hem de zaman iktidarının gözüne girerek bir şeyler kazanmayı tasarlamışlardır.

Hadise şudur:

Bir namaz vakti Meteris Camii’ne gittiği zaman caminin kapsına kocaman bir boynuzlu koç resminin yapıştırılmış olduğunu görmüş: Bu nedir, diye sorduğunda: Türk Hava Kurumu’nun afişidir demişler.Yapıştıracak yer bulamamışlar mı.? Burası kilise kapusu değil, diyerek afişi yırtıp atmış.

İşte o zaman münafık durur mu? Hemen faaliyete geçmiş ''Kara Müftü Hocayı inkılaplara karşı gelmek ve halkı Cumhuriyet aleyhinde kışkırtmak isnadı ile şikâyet ederler. Aradan üç gün geçer ve hoca tevkif edilir. 43 gün süren Develi Hapishanesi’ndeki mevkufiyetten sonra Kayseri Ağır Ceza Mahkemesinde yargılanmak üzere oraya sevk edilir .

Halktan,eşraftan pek çok kişi Tekir yolu ile Kayseri 'ye gitmiş ve Ağır Ceza Mahkemesinde, hocaya iftira edildiğini, isnat olunan sözlerin söylenmediğine şahadet ederler.

Avukat Sait Azmi Feyzioğlu, Kara Müftü Hoca’nın vekaletini alır ve ilk duruşmada şunları söyler :

''Ortada devlete karşı işlenmiş ağır cezalık bir suç yoktur. Yırtılan afiş bir derneğe aittir , bunun cezası da 5 lira para cezasıdır.73 günden beri tutuklu kalması yanlıştır, daha fazla mağduriyetine mahal verilmemelidir. Kendi işi hakkında berat kararı verilmesini ve tahliyesini isterim"

Ağır Ceza Mahkemesi 5 TL.para cezası ile mahkûm ettiği Kara Müftü'yü tahliye eder.

Berat kararını öğrenen idarî makamlar hiç olmazsa Develi’den uzaklaştırmak suretiyle O'nu cezalandırma.yoluna giderler ve Ankara Kalecik Kazası’na tayin ettirirler.Bir sene Kalecik’de kaldıktan sonra kendi isteği üzerine Haymana'ya tayini yapılır.Haymana . Müftülüğünden emekli olmuş,kalan ömrünü Develi'de hayır ve hasenat işleri ile uğraşarak geçirmiş ve 1959 yılında vefat etmiştir.

Dedem Kara Müftü'nün hayatında bir de Menemen olayına karıştırılması vardır.

Sene 1930.Atatürk'ün de isteği üzerine Türkiye’de Serbest Firka kurulmuş ve kısa zamanda büyük taraftar toplamıştı. Zamanın iktidar partisi bir bahane bulup bu partiyi kapattırmayı tasarlarken Menemen’deki olay vuku buldu. Bir komplo olduğu da söylenen bu hadise şöyle gelişti Mehmet isimli bir afyonkeş, etrafına topladığı birkaç kişi ile Menemen caddelerinde yaşlı bayrak açmış ve şeriat isteriz diye bağırmaya başlamış,yedek subay olan Kubilay bunlara müdahale edince vurularak öldürülmüş ve başı kesilmiştir. Bu olaydan sonra irtica hordladı, bunun sebebi de muhalefet partisidir denmiş ve Serbest Fırka böylece kapatılmıştır. Bu vesile ile pek çok değerli din adamı, İstiklal mahkemesi tarafından hiçbir suç ve günahları olmadığı halde idam edilmiştir.

Kara Müftü 1930’larda Haymana müftüsü bulunduğu sırada eylül ayında Nakşî şeyhi Mehmet Es'at Erbili'yi ziyaret maksadı ile İstanbul’daki Kelam. dergahına gitmiş olması üç ay sonra meydana gelen Menemen olayı irtibatlandırılarak ve şöhretli bir din adamı olması da dikkate alınarak evinde bulunduğu sırada jandarma ekibinin baskınına uğramış ve ellerine kelepçe takılıp götürülürken, o zaman 11 yaşlarında olan oğlu Cemal'e cebindeki 5 lirayı vermiş ve geri dönersem ne âlâ, dönemezsem (yerde serili kilimi göstererek} onu satar ananı, ve kardeşini Develi 'ye götürürüsün demiş.

Kendisini, imanının ve haklılığının verdiği cesaretle çok kuvvetle müdafa etmiş, bir hafta kadar sonra İstiklal Mahkemesi tarafından serbest bırakılmış ve evine dönmüştür.

Dedem Kara Müftü ile ilgili birkaç hatırayı, da anlatarak tebliğimizi bitirmiş olacağız.

1) Millî Mücadele yıllarında Develi’de kurulan İstiklal Mahkemesi bu günkü Belediye binasının bulunduğu yerdeki Maarif denilen binada çalışıyordu. Mahkeme başkanı Refik Koraltan idi.O sırada asker kaçaklığı da fazla olduğundan İstiklal Mahkemeleri çok ağır cezalar veriyordu.Dedem işitti ki Şahmelikten Seyfullah,Gazi köyü’nden Embiya Kahya, Çöten’den Uzun Ali Asker kaçağı olarak yargılanmaktadır.Mahkeme binasına varmış, bastonu ile kapıya vurmuş ve söyleyecekleri olduğunu mübaşire bildirmiş .Mübaşir, bir Hoca Efendi sizinle görüşmek istiyor deyince al bakalım içeri demişler ve dedem heyete hitaben : Develi halkı Milli Mücadeleye çok hizmetler vermiştir ve vermektedir. Biz de bu işin içindeyiz. Sanıkları göstererek bu adamlar memleketin belli insanlarıdır.Bunları idam eder veya ağır bir ceza ile cezalandırırsanız Develi halkını gücendirmiş olursunuz ve milli harekete zarar verirsiniz, demiş ve mahkeme salondan çıkmıştır.

Adı geçen şahıslar hafif cezalarla yakayı kurtarmışlar. Ben. hatırlıyorum, bu adamlar dedemi sık sık ziyarete gelirler,hürmet ve tazimde bulunurlardı

2) Kara Müftü Hoca bir tren yolculuğu esnasında başında kasket şapkası olduğu halde otururken aynı kompartımanda zamanın iktidarına mensup bir kodaman da orada imiş.Dedemi o vaziyette görünce :

-Hoca efendi başındaki şapka gavur icadı değil mi? Onu nasıl giyiniyorsun? deyince dedem

-Ben onu Müslüman ettim, demiş.

3)Haymana’da Müftü olarak bulunduğu sıralarda kaymakam Kara Müftü hocayı arayarak kurban bayramı vaazında derilerin Türk Hava Kurumun’a verilmesini söyle demiş. Hoca, ben böyle bir şey söylemem, kurban derisi herkesin kendi malıdır, istediği yere verir deyince Kaymakamın: Yoksa seni mimlerim Müftü Efendi demesi üzerine, Kara Müftü Hoca: Boşa zahmet çekersin Kaymakam Bey, benim mimlenecek yerim kalmadı, demiş.

 

 

 

 

Hacı Numan Fevzi Cebeci (Kara Müftü)

.
ANASAYFA